TKB Uluslararası Bursa Buluşması / Kültürel Miras ve Kentsel Yaşam

Oturum Başkanı : Prof.Dr.Cevat GERAY, TKB Danışma Kurulu Üyesi
Raportör: Avniye TANSUĞ, Hukukçu – ÇEKÜL Vakfı İletişim Danışmanı

Prof. Dr. Ahmet Mete IŞIKARA – Bursa B.Ş.B. Güvenli Kent Projesi Danışmanı

    
  

Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara´nın sunumundan… Işıkara, kültür mirasının depremde korunması konusunda alınacak basit önlemlerin bile ne kadar işe yarayacağını iyice anlaşılır kılmak için önce bir “bardak-show” yapıyor. Ambalajı iç bölmelere ayrılmış bulunan çay bardaklarını hızla sallıyor, bardaklara bir şey olmadığı görülüyor. Sonra bir de iç bölmeler çıkarılıp sallanıyor bardaklar, o ne? kırılmamış, bir daha! Bu sefer bardaklar kırılıyor! Kobe depreminden, Paul Getty Müzesi´nden, Topkapı Sarayı Deposu´ndan, Sabancı ve Rahmi Koç müzelerinden deprem önlemleri gösteriyor Işıkara… Tabii bu önlemlerin işlevsel olabilmesi için önce binanın sağlam olması gerekiyor…

Yücel GÜRSEL – Mimarlar Odası Başkanı
Gürsel, Ankara toplantısına gönderme yaparak kentsel yaşamla, kültürel miras arasındaki ilişkiyi kavramanın ilkelerini sıralıyor. “Bu arada, kentsel yenileme zaten bir gerekirlik haline gelmişken, öyle bir yenileme yapalım ki, hem çağdaş yaşamın gerekirliklerine cevap versin, hem de kültürel doku-miras ile doğru iletişim ve ilişkiyi kuralım. İşte bu da bir ölçek meselesidir” diyor. “TKB, üyelerine bu tartışmayı doğru manivelalarla tartışma ortamı sağlıyor” diye ekliyor. (Gürsel´in sunduğu ilginç bir örnek-ölçüt için bkz. yayının sonundaki Prof.Dr. Ruşen Keleş değerlendirmeleri. )
Brian SMITH – Avrupa Tarihi Kentler Birliği Genel Sekreteri
“Bu Türkiye´ye 3. gelişim. Tarihi Kentler hızla gelişiyor. Olması gereken yöne. Avrupa´daki tarihi kentlerin sürekli ve dengeli yönetimi, mirasın değerlendirilmesi ve kotunmasına bağlıdır. Kültür mirasının kimliği ve çeşitliliği önemlidir. Avrupa Tarihi Kentler Birliği´nde başarılı korumanın ne olduğu konusunda sürekli araştırma yapıyoruz. 4 önemli etken var:
1- İçeriğin önemi (uzlaşma)
2- Sosyo-ekonomik yararlar (turistik ve ekonomik açıdan yatırımın geri dönüşü, katılımcı paydaşlar ve iş dünyası)
3- Kimlik
4) Temel kaliteler…
Finlandiya´da tarih bir yapıda oturma izni alanlar, o yapıda 1 yıl boyunca hiçbir değişiklik yapamıyor. Kimliğin önemi de işte bu aradadır. Çünkü kültürel miras ve kentsel yaşam bir bütündür. Türkiye´ye dışarıdan bakıldığında kültür mirasın kimliğinin bir bölümü yerel, bir bölümü de yunanlı olarak gözüküyor.”

Pulat TACAR – UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Başkan Vekili
UNESCO´nun yayınladığı 4. tavsiye kararından söz eden Tacar, Nevzat İlhan´ın da dediği gibi, var olan bilgi-belge-deney-kurum ve insanlardan yararlanmak gereğine dikkat çekti. Tacar, bahsi geçen kararları Türkçe´ye çevirip ilgili kurumlara yolladıklarını, “buna rağmen pek de farkedilmeyen bu düzenlemelerin gerekiyorsa yasal düzenlemeye dönüştürülmesi”nin pratik yarar sağlayabileceğini söyledi. Bursa organizasyonunda görev alan çok sayıda gönüllü gencin varlığının “memnuniyet verici” olduğunu belirtirken, korumada da benzer bir yaklaşımla gençlik örgütlenmelerine ağırlık verilmesinden yana olduğunu belirtti.

Gürdoğar SARIGÜL – Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma Sektör Yöneticisi
    
  

Oturumun son konuşmacısı Sarıgül´ün sunumundan… Sarıgül, Türkiye´de Avrupa Konseyi tarafından desteklenen projelerin neler olduğu ve daha nelerin olabileceği konusundaki çok önemli bilgileri çok hızlı biçimde özetledi.
posted by CEKUL Foundation at 15:19

ÖRNEK UYGULAMALAR / AVRUPA
Oturum Başkanı : Brian SMITH Avrupa Tarihi Kentler Birliği Genel Sekreteri
Raportör: Hasan ÖZGEN ÇEKÜL Vakfı -Yönetmen;yapımcı

Bu “buluşma”nın en işlevsel oturumlarından bir de belki bu oturum! Konuklarla deney paylaşımı olacak çünkü…

    
  

Saray Bosna (Sarajevo) Belediye Başkanı Dr. Muhiddin Hamamdzic
Filibe (Plovdiv, Bulgaristan) Belediye Başkanı Dr. İvan Chomakov
Manastır (Bitola, Makedonya) Belediye Başkanı Zlatko Vrskovski
Lizbon (Portekiz ) – Prof. Manuel da Costa Lobo

(Konuk başkan ve Prof. da Costa Lobo´nun sunumlarının tam metni için Bursa Belediyesi´ne ya da Ayşe Kaya´ya başvurulabilir!)

ÖRNEK UYGULAMALAR / TÜRKİYE
Oturum Başkanı: Dr. Bekir KUMBUL Antalya B.Şehir Bld.Bşk.- TKB Başkan Yrd.
Raportör: Avniye Tansuğ, Hukukçu- ÇEKÜL Danışmanı

Şimdi de sıra bizde…

Safranbolu (Karabük) Belediye Başkanı Nihat Cebeci
Nihat Cebeci, “12.06.1975´de Belediye Meclisi´nin aldığı koruma kararı bugüne kadar sadakatle uygulanmış, bu da semeresini vermiştir. Koruma çalışmalarımız aynı zamanda barış için çalışmak demektir.” dedikten sonra içinde “kent tasarımında yapay ve fizik çevreyi çözümlemenin ve kent-insan ilişkisinin önemi, akıllı kentler, yaşamı soylu kılan ayrıntılar-ögeler”e yer verilmiş Safranbolu filmini gösteriyor. Film; “Türkiye dünyaya Safranbolu´dan bakacaktır, Safranbolu içinden Türkiye´nin aktığı bir kültür nehridir.” cümleleriyle son buluyor… Dr. Kumbul, “ÇEKÜL´ün 1975´lerde Safranbolu´ya ektiği tohumlar nerelere getirdi işi, bunun da altını çizmeliyiz” diyerek, soruları alıyor. İlk soru Minja Yang´dan: “Restorasyonlara nasıl katkıda bulunuluyor? Bağışlar için vergi muafiyeti var mı?” Nihat Cebeci, “Bazen devlet katkıda bulunuyor ve evini onaranlardan emlak vergisi alınmıyor” diye yanıt veriyor. Bursa Belediyesi´nden (adı saptanamayan) bir zat; “Hassas onarımları sanatçılar mı yapıyor ve Hükümet Konağı niçin yanık?” diye soruyor. Cebeci, bu soruya da “Konağın onarılmakta olduğu, Ekim´deki Festival´de açılışının yapılacağı”, hassas onarımlar için de “sanatçılara değil, o işin Türkiye´nin her yerindeki ustalarına başvurulduğu” yolunda yanıt veriyor.

Mardin -adına- Prof.Dr. Metin Sözen, ÇEKÜL Vakfı Bşk., TKB Danışma Kurulu Başkanı

Mardin Belediyesi´nin bu yoldaki vekaletini kabul ederek sunumu yapan Prof. Dr. Metin Sözen, Mardin görseli oynatılmadan önce şunları söylüyor:

“Mardin Anadolu coğrafyasının tanımladığı bir merkezdir. Uygarlık tarihinin en erken evrelerini aradığımız zaman, son kazıların da gösterdiği gibi, bu coğrafyaya gidilir. Mardin, salt bir yerleşme yeri değil, farklı inanç, farklı düşüncelerin ortak paydasının uygarlığa dönüştüğü yerdir. Nusaybin, Midyat ve diğer yerler de Hristiyanlık kültürü tarihinin yazıldığı kentlerdir. Uluslararası kuruluşlar, bu açıdan bakmalıdırlar bu yöreye nasıl yardımcı olunacağı konusuna… Uygarlık tarihinin yazıldığı coğrafyanın bugünkü çocukları, bir süre yanlış yapmışsa ona ve bugün yanlışını doğruya dönüştürüyorsa, bütün yanlışlıklara rağmen bu cehdin altı çizilmelidir.
Çizilmelidir çünkü;

– Uygarlık tarihinin en eski izleri buradadır,
– UNESCO uzmanlarının karar için sundukları dosyalar soyut somut kültürel varlıkların tüm sıcaklığını içerecek, yaşam sevincini sürekli nitelikte olmalıdır,
– Mimari ile geleneksel sanatlar arasındaki ilişkinin sürdürülebilmesi gerekir,
– Kamu- yerel- özel- sivil birlikteliğine dayalı çalışmalar çoktan başlamıştır.

Mardin bir ortak dünya mirasıdır. Burada tutuk durulmamalı. Küreselleşme, kültürel çeşitlilik, belki bunlar güzel sözcükler ama bunların yanlışlıkları Mardin´le buluştuğu zaman ancak, bizim halkımız dünyayı anlayacaktır.” Sonra Mardin görselinin gösterimi başlıyor. -Burada bir şanssızlık, fon müziği olarak kullanılan yöre türkülerinin kaydında mı hata var, bilinmez, seste talihsiz bir cızırtı var ve görüntülerin sessiz gösterimi yeğleniyor. Bu da istenen etkiyi etkiliyor bir ölçüde de olsa…- İlk soru Oktay Ekinci´den geliyor. Soru değil de bazı saptama ve öneriler daha doğrusu. “Mardin´in UNESCO Dünya Mirası listesinde yerini artık alması gerekir. Belediye Başkanı da Belediye binasını kimlikli bir yere taşımalı. Keza Safranbolu da öyle” diyor. Nihat Cebeci hemen söze karışıp, “Biz haftanın iki günü tarihi binamızda çalışıyoruz ama” diyor.

Mardin yüzünü hangi sabunla yıkıyor?

Mudurnu Belediye Başkanı, “Mardin´de onarılmış binalara asılan destekçi kimliği plaketleri çok kocaman, görüntü kirliliği yaratıyor” diyor. Metin Sözen, “Merak etmeyin, Mardin yüzünü iyi bir sabunla yıkıyor, o plaketleri duvara raptetmiyorlar, onlar geçici olarak kullanılıyor, aslında ülkenin önde gelen tasarımcıları sokak adlarından kapı numaralarına kadar tüm kent yönlendirme iletişimi üzerinde çalışmalar yapıyorlar, kentin hızla onarılmasının sevinci kırılmamalı…” diye yanıt veriyor.
Nevzat İlhan söz alıyor ve -biraz da Ekinci´ye yanıt vererek- “Bir yerin Dünya Mirası listesinde olmasının koşulları belli” diyor. “Niçin dünya çapında önemli? Bunun için bir karşılaştırılmalı rapor vardır (“comparative report”) o doldurulur, SİT Alanı Yönetim Planı ve Yönetim Komitesi olmalıdır, gerçekten özgün olması da önemlidir, yoksa bize göre özgünlüğü başka türlü anlatamayız” diyor…

Altındağ (Ankara) Belediye Başkanı Ziya Kahraman

Ziya Kahraman, “Selçuklu´lardan sonra Ahiler bir cumhuriyet kurup, Ankara´yı öyle yönetmişlerdir. Biz, Hacı Bayram Veli´nin doğduğu Solfasol Köyü´nü de kapsayan bir ilçenin yöneticisiyiz” diyerek başladığı konuşmasını, “Altındağ´ın Türkiye Cumhuriyeti´nin de kuruluşuna nasıl tanıklık ettiği” ile bütünlemeye çalışıyor. Sonra, Ankara ve Altındağ´ı “Augustus Tapınağı, Jülien Sütunu, 1073´de Türklerin eline geçiş, 1255´te ilk Ankara keçisi yünüyle kurulan dokuma tezgahları, Ahilik, Ahi Evran Camii, -bu arada Prof. Dr. Raci Bademli´den iletişimin ve korumanın doğru yörüngesinden nasıl saptırılamayacağı yönündeki uyarı mesajları- ile yüklü bir filme tanıtıyor.
Filmden hemen sonra “Prof. da Costa”dan bir itiraz-soru geliyor (da Costa sıkı bir Atatürkçü imişçesine): “21. yüzyılın da başkenti Ankara´dan sözedilen bu filmde Atatürk Orman Çiftliği de olmalıydı!” Ziya Kahraman, Atatürk Orman Çiftliği´nin “Yenimahalle İlçesi sınırlarında olduğundan dolayı filme alınmadığı”nı söylüyor…

Diyarbakır Belediyesi Genel Sekreter Yrd. Abdullah Sevinç

Abdullah Sevinç, “Mezopotamya ve Anadolu kültürünün beşiği bizim Diyarbakır´dır, Diyarbakır Surları ise dünyada eşi bulunmayan tek örnektir” diyor. M.S. 349 yılında yapılmaya başlanan 4 kapılı surların, bugün bir bölümünün yıkık olduğunu vurgulayan Sevinç, “mağaradan çıkan insanoğlunun toplumsal-kültürel izlerinin en rahat burada sürülebileceğini biliyoruz” diyor. “Tarihinde ilk defa, ÇEKÜL, Diyarbakır Valiliği ve Diyarbakır Belediyesi işbirliği ile surların rölövesinin çıkarıldığı”nı vurgulayan Sevinç, iyi iletişim ve hakkaniyet gözetildiğinde, Urfakapı, Darkapı özelinde olduğu gibi, örneğin “kötü yerleşim örneği dükkan sahiplerinin kendi dükkanlarını, kendi elleriyle yıkabilmelerinin” nasıl da mümkün olduğunu gösteriyor. Abdullah Sevinç, sur içinde içme suyu-yağmur-kanalizasyon ağının temizlenmiş olduğundan bahisle, sokakların parke taşı kaplandığını (şart midur?!), bir evi Yerel Gündem 21´e tahsis ettiklerini de ekliyor. Sevinç´in son sözleri “halk ile işbirliğinin çok önemli, ama aslolanın kamu- yerel- sivil- özel işbirliği olduğu ve de kültürün halkın ürünü, siyaset-üstü ve yerel bir şey olduğu” yönünde söyleniyor…
Adana Belediye Başkan Yardımcısı soruyor: “Uygulama planı sonradan mı yapıldı?” Sevinç, “projeyi ÇEKÜL ile birlikte yaptıklarını ama uygulama için restoratör bulmakta zorlandıkları”nı belirtiyor. Bayan Yang da iki soru soruyor: “-1) Fotoğraflardan gördüğüm kadarıyla surların onarımı normalin ötesine geçmiş; “konsolidasyon/rekonstrüksiyon olmuş, bunların kayıtları tutuluyor mu? 2) Kent içindeki yenilikler-değişimler sürecinde kent halkını nasıl hesaba katıyorsunuz?” Yanıt: “Yıktığımız yerler içinde tarihi doku yok. Onlar zaten yanlış konumlanmalar. Surların onarımına gelince, onlara dokunmuyoruz ki, etrafını temizliyoruz sadece!”

İzmir İmar Md. Hasan Topal
İzmir´in söyleyecek bir sürü sözü var…. İşte bazıları:
– “Elle tutulamayan” kültüre de sahip çıkıldığı…
– “İzmir Liseliler Derneği” eliyle “Agora´ya bile” sahip çıkıldığı…
– İzmir Kent Tarihi Müzesi ve İzmir Kitaplığı…
– İzmir´de yaşayan önemli kişiliklerin evlerine asılan plaketler…
– Belediye´nin “koruma organı” olarak “Tarihsel Çevre ve Kültür Müdürlüğü” gibi bir birim kurulması…
bütün bunları söyledikten sonra, “İzmir adına konuşanın”; “Eylül´de sizleri 5000 yaşındaki İzmir´e davet ediyoruz” demeye hakkı var mı, yok mu?!

-Herhalde var da, sonra mikrofonu İzmir Kültür Müdürü´ne geçirmesi salondakilerin hafif tertip protestolarına yol açmaya engel olamasa gerek. Öyle ya, daha sırada, canla başla yaptıklarını göstermek isteyenler varken hele…- İzmir Kültür Müdürü devam ediyor:
“Arkeoloji ve Kent´ ilişkisi üzerinde duruldu. Üç dinin uyum içinde yaşadığı ´Yahudihane, Türk evleri, Levanten evleri´ de buna göre ele alınacak o zaman. Özellikle Konak çevresinde yoğunlaşan Kadifekale- Agora… planda özel çalışma bölgesi olarak ayrıldı. Agora kazı alanı, Kemeraltı; ´Arkeoloji ve Tarih Parkı´ olarak ayrıldı. 2002 kazılarıyla kuzey kanat açıldı. Doğu kanadı buna göre ele alınacak. Örgütlenme modeli; Valilik ve belediye!”

Ağırnas (Kayseri) Belediye Başkanı Mehmet Osmanbaşoğlu
“TKB sayesinde tarihe geçtik! Mimar Sinan´dan dolayı bize Kültür bakanlığı para veriyor. İş adamları da veriyor. Birazdan izleyeceğiniz CD´yi 1 milyara yaptırdık ama yanısıra onların amblemlerini de koyduk. Bunda da aykırı birşey yok o kadar!” Mehmet Osmanbaşoğlu´nun içten konuşması sempati alkışlarıyla yanıtlanıyor… Filmde ise şimdiye kadar Ağırnas´tan 6 belediye başkanının geçtiği, Avrupa´ya hali ihraç eden Ağırnas´ın, Sinan´ı ve o coğrafyadaki farklı dinleri keşfettikten sonra dünya ile iletişimini nasıl kurup geliştirdiği, ´baba dostu düşman olmaz´ yaklaşımıyla nasıl dünya ile bütünleştiği görülüyor…

Bursa B.Şehir Belediyesi Başkan Yrd. Mehmet Aziz Ermer
“Pay edene pay kalmaz” demişler, boşuna dememişler!
Bursa son sunumu yapacak kent olarak gerçekten “zor durumda”! Çünkü o ana kadar yapılan sunumlar, ne içerik, ne de biçim açısından alışılagelen standartlara uymuş! Öyle ya, adam kapmış mikrofonu, bir başka “yetkili”ye geçirmiş… Ama ev sahibi, “kan kusar, kızılcık yedim der”
-Üff çok kötü oldu bu anlatım ama bu satırların yazarı onların sıkıntılarına o kadar yakından tanık oldu ki, başka türlü mümkünü yok anlatamazdı- ya, ha, işte o zaman ne yapılacak? Basit; “konuşma kısaltılacak!” Öyle de yapılıyor… O ana kadar yapılan sunumların belki de “en özen gösterilen”i, iki (tam “2”) kez kısaltılıyor ve 2,5 dakikalık filmlerinden önce hızla sunuluyor:
-“Hanlar bölgesi projeleri,
– Bursa Kent Müzesi ve Arşivi (Adliye Binası)
– Hünkar Köşkü,
– Mezar Kitabeleri Çalışması (1 cilt kitap haline getirilmiş)
– Araba Müzesi
– Irgandı Köprüsü
– Tarihi Yaya Aksı Projesi
– Europa Nostra Ödülü (1988)
Sonra 2,5 dakikalık “şık” film de gösteriliyor ve herkes derin bir “Ohhhh” çekiyor! Bu derin iç çekişte bütün program boyunca radyofonik sesi, duyarlı yaklaşımı ve kültürü ile herkesin sempati ve saygısını kazanan “MC”nin (MC=”master of ceremony”) payının yabana atılmaması gerektiğnini söylemeye ne hacet!
Emeği geçen herkese teşekkür!


TARİH: 2.Haziran.2003

Başa Dön