TKB İzmir Toplantısı / 1.Gün 2. Oturum

“Uzmanların Görüşleri”

Prof.Dr. Zekai Görgülü’nün yönettiği “Korumaya ilişkin sorunlar saptamalar deneyler ve çözümler” başlıklı oturumda sırayla şu konuşmacılar söz aldı:

TMMOB İzmir Mimarlar Odası
Emel Kayın

“Kentsel Mekandaki Koruma Eyleminin Bütünselliği”
20. yy’da yükselen değerlerin biri de Kent, mimarlık, tarih ve doğa… Bunların önemi gerçekten kavrandı mı acaba?
Koruma tanımı mevzuat açısından bakıldığında teknik boyut önde geliyor. Ancak ‘insan için daha iyi bir yaşam çevresi yaratılması’ gibi bir geniş tanımlamayı yeğlemek gerek. Ulkemizedeki koruma kuramları ve örgütlenme biçimleri 19. yy’da batıdan alınmıştır. 20.yy’da kentlerimizde büyük bir tahribat gerçekleşti Politika ve sermaye –büyük-küçük- bu tahribatta önemli rol oynadı. Sivil toplum kuruluşları, TKB’nin kuruluşu gibi faktörlerle bu gidişte bir dönüşüm başladı TKB ivme kazandırdı. Toplum bilinçlenmezse koruma doğru gelişmez.
1- Değer saptırma: Çağdaş kent kavramı, kültürel değerler
Değişen dünyada konum belirleme ihtiyacı (ötekilerin bakışı için korunmamalı)

2- Ölçekler arasındaki ilişki ve farkındalık : Küçük ve büyük ölçekler arasındaki ilişki kurulamıyor. SİT alanlarına odaklanmamalı kent bütünü ile ilişki göz önünde bulundurulmalıdır. Kent bütününün gelişme sürecinde tarihi dokunun yeri ve ilişkileri doğru tanımlanmalıdır. Öznel yapısı, mevcut altyapı önemlidir. Koruma interdisipliner bir çalışma olduğu için diğer disiplinlerle işbirliği içinde olmalıdır.
4- Yalıtılmış kentler ve yapılar: Batıda da çok tartışılan bir konu. Ait oldukları coğrafya, kültür ve insanlardan yalıtılıyor korunan yapılar. Turizm de bu bağlamda bir amaç değil araç olarak değerlendirilmelidr. Kent bütünündeki koruma eylemleri rastlantısıllıktan uzaklaşıp, diğer disiplinlerle ortak yapılmalıdır.”

Emel Kayın´ın bildirisinin tam metni için burayı : tıklayınız

Tuncay Karaçorlu
TMMOB İzmir Şehir Plancıları Odası

“Yerel rantçılar ve onların temsilcileri merkezi idareye
Metropolitan alan burada tüm yarımadayı kapsamaktadır. (kent sınırını dar tutmama gereği)
Koruma olgusu ideolojik ve kültürel bakışa göre değişen bir eylemdir.
Sosyal güvenlik kurumları oluşturulması da önemli.
Uluslararası boyutu var korumanın. Spekülatif davranışlara yol açan etkenlerden biri de bizi rant ekonomisinde kalmaya zorlayan uluslararası etkidir aslında.
Yerel alanda meslek odası olarak sık sık müdahale ettiğimiz bir gelişme de koruma kurullarının kararlarının hayata geçirilmesi sürecindeki baskılarla değiştirilen kurul kararlarına karşı dava açmaktır. Fy hattının yeri nasıl değiştirilemezse sit alanı da öyledir. Spekülatif rant girişimcileri uygulamada suç ortaklığı
Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu’nu Müzeler Genel Müdürlüğüne dönüştürmek cinayettir.”

Prof. Dr. Yüksel Dinçer
“Doğrusu bizler koruma korusunda ileriye bakış açısından daha pozitif olmalıyız diye düşünüyorum… Metropolitan alanlara geldiğimizde karşımıza birkaç paradoks çıkıyor. Bunları planlama konsepti içinde yerine otrurtmak zor ama bazı ipuçlarını şöyle sıralayabiliriz:
Büyük şehirlerdeki koruma kavramı küçük ve orta büyüklükteki kentlerdeki korumadan farklıdır. İkincisinde korunması sözkonusu yapı bir ‘teklik’ arzetmekte. Kültürel birliktelikleriyle o kentin insanları o değerleri oluşturdukları için orada koruma zor değil. Kültürel korumayla birlikte ekonomik, sosyal yapıyı bütün ögeleriyle birlikte koruma mümkün.
Metropollerde özellikle göç nedeniyle Anadolu’daki küçük kentlerin birer örneğini oluşturuluyor. Dolayısyla kültürel yapıyı tanımlamak bu örneklerin teker teker tanımlanmasını gerektiriyor. Göçle gelen bir tahribat da sözkonusu. Ör. İstiklal Caddesinin hemen gerisindeki fiziksel mekanları koruma sözkonusu olduğunda o fiziksel mekanları oluşturanların orada olmadığını görüyoruz. Şimdi orada orta Anadolu’dan gelen vatandaşlar var. Orayı korumayı başarsanız bile içindeki insanı geri getiremiyorsunuz. Bunun için çok daha başka politikalar gerekiyor. Fiziksel korumanın özellikle belediye açısından politikası olmamalıdır. Ama kültürel varlığın hayatını sürdürebilmesi için politikalar şarttır. Bir kültür varlığı kendi içinde bir ideolojiyi de barındırmaktadır. Bu nedenle fiziki korumayı yapanların da bu bağlamda ideolojisi olmamalı. Çoğunlukla mesleki deformasyonlar özellikle kültürel alanda farklı paradigmalarla ‘kendini uydurma’ya dönüşüyor. ‘Koruma’ zaman zaman ‘muhafazarlık’a da dönüşüyor. Çivi çaktırmama halleri gibi.
Koruma artık sadece zengin işi değil. Alt gelir grupları da ellerindeki varlıkları koruyabilir, yerel yentimlerin onlara yardımcı olması gerekir.

Koruma bir ‘Soylulaştırma’ eylemi olmamalı. Korunan yerde yaşayanlar, onları yaratanlar orada yaşamaya devam etmeli. Aksi, kültürel korumanın deformasyonu olur.

Koruma baskı unsuru da olmamalı. Elinden alınacağı gerekçesiyle bazen saklama eğilimine giriyor insanlar.

Özellikle metropollerdeki kültürel farklılaşma tarihi kentler için teminattır.
Bugün gelecek için tarihtir. Yalnızca geçmişten gelen tarihsel değerleri aktarmak yeterli değildir. Çağın tüm değerlerini barındıran günümüz kentinin saklanabilir ve geleceğe aktarabilir biçimde oluşturulması önemlidir.
Koruma halka rağmen, yaşayana rağmen gerçekleştirilemeyecek bir olgudur. Konuyu bütün birkentin konusu haline dönüştürmek şarttır. Özellike demokratik hakların kullanılması bakımından Kentleşme Hukuku platformu oluşturulmalıdır.”

Prof. Dr. Sezai Göksu
“Metropliten kent denince koruma daha zor bir hadise. Küçük kente göre rekabet edeceği daha çok olgu var.
Bizim gibi ülkelerdeki büyük şehirler daha büyük tehlike altında. Büyük dünya kentleri doğasıyla tarihiyle ayakta ama sermaye imparatorluğu nerede birikeceğini şaşırdığı için onlar tehlike altında. Alt yapı olanakları daha fazla olduğu için sermayenin bütün segmentleriyle –turizm özellikle- daha kolay birikebileceği yerler çünkü.

Her gelen imparatorluk direnmeyen toplumun pasif temelleri üzerine kendini kurarsa eğer, orada birtarihsizleştirme vardır ve bu da en büyük faşizmdir. Korumaya da böyle bakılabilir, ‘alıntı veren’, ‘referans veren’ koruma önemli.
Asıl proje doğada cereyan ediyor. Plan o projenin teknik bir anına denk gelen bir detay sadece. Bilim tarafsız yapılmadığı için bir takım aaktörlerin arasında o da var ve bu aktörlerin bazıları tarih ve doğaya karşı olanlarla mücadele içinde. Ama eğer ceremesi çekilmişse alıntı yapma hakkı doğar. Bugün Konak’ta dükkanlar yoksa mücadelesi yapıldığı ceremesi ödendiği için. Bir tür kefaret yani. Geçmişi geleceğe doğru korumak bir toplumsal örgütlenme ve devrimci bir iş. Planlama bunun üstesinden gelemez şimdiki halinde. Bunu inşaat yapacak olanları, mülk sahiplerini ilgilendiren bir kağıt olmaktan çıkarıp, bu konudaki direnişi ve mücadeleyi örgütleyen bir araç haline dönüştürmek gerek. Planlamanın ayıklama yapması da çok ahlaksızca gelir bana. İyi toprak, kötü toprak gibi… Bunu da yapmayan bir planlama yapmalı ve bunun yeri de ofis değil sokak, halkın içi olmalı yani.”

Sezai Göksu’nun uzun alkışlarla karşılanan konuşmasından sonra katkılar ve sorulara geçildi.

Avukat….
“Dün İzmir’de bir trajedi yaşandı: Karşıyaka tren istasyonundan 150 metre uzaktaki bir levante konağı yıkıldı dozerlerle. ‘Danıştaydan onay alınmış da yıkılmış’ diye duyduk. En kötüsü de bu zaten ‘kılıfına uydurulmuş’luk. Kanser gibi bu yok eden enerji.

Bir başkası (mikrofonda ismini belirtmeyen):“Söz konusu binanın önce kitabesi yokedilmişti. Şimdi restorasyon bahanesiyle içi ve dışındaki diğer ögeler de yokedildi. Konak Pier’den bahsediyorum. Bu bir cinayet değil midir?”

Bir başkası: (mikrofonda ismini belirtmeyen)

“Meydan okumalar var bazı. Sadece bina ölçeğinde davranılıyor çoğu zaman. Uygulama araçlarında çekilen sıkıntılar. 18. madde aracı var sadece. Bu meydan okumaları çözecek bir plan anlayışı nasıl edinebiliriz? Belki bugün aşağıladığımız bazı şeyleri yarın korumak isteyeceğiz. Statik planlama anlayışları ile dinamik süreçlere nasıl yaklaşacağız“

Kemaliye Belediye Başkanı:
“Bizde 3 tane bina var. Ne alabiliyoruz ne satabiliyoruz. Hukuki sorunları nasıl aşacağız? Plastik atıklardan nasıl kurtulacağız?”

Tekin Bayram- Yalvaç Belelediye Başkanı
“Türkiye acaba demokrasi için bir bedel ödemediği için buralara gelindiğini düşünüyorum. Anadolu’dakileri nasıl duyarlı hale getireceğimizin de planını yapmalıyız.”

Prof.Dr. Coşkun Özdemir:

“Sezai Göksu çok ilginç bir sunum yaptı. Ona soruyorum ceremenin ödenmesi ve geleceğe dönük alıntı.”

Oktay Ekinci

“TKB’nin bir beklentisi var. Zaten TKB bir tavır değişikliğinin ürünüdür. O değişiklik yerelin önemi ve kültürel korumanın asıl öznesinin insan olduğunu hatırlamaktır. Ancak imar yetkisi belediyelere verilirken, merkezi hükümet tarihi dokuyu korumayı kendi üzerine aldığı için belediyeler tarihten kopmuştur.
İmar planlama gibi bilimsel bir konunun da belediyelere bırakılması da ağır bir ihmaldir. TKB bu gibi toplantılardan umar aramaktadır. Kentler büyüyor, ama Roma büyürken Roma ortadan nasıl kalkmıyorsa İstanbul, İzmir de öyle büyümelidir. Kayseri büyüyerek bitti. Metropoliten planlama ile
1. Tarihi kent merkezi terkedildiği için yeni gelişme alanı açılıyor merkez çöküyor
2. Arasta ve tarihi çarşı korunurken yakınına büyük çarşı açılıyor.
3. Raylı toplu taşın sisteminin gündeme gelmesi gerekir. Metrosuz metropoliten olmaz.

Bu toplantıdan bu sorunları çözecek bazı açıklamaların da çıkmasını bekliyorum.”

Sorulara verilen yanıtlar:

Sezai Göksu“Gecekonduları yıkıp yerine site yapmak ahlaksızlıktır çünkü o gecekondu bana ülkemin göç olgusu hakkında bigi verdiği için ondan alıntı yapmamız gerekir. Cereme de o konuda verilen mücadeledir işte.
Bizim 80 sonrası kentleşmemiz sermayenin kentleşmesidir aslında.
Nasıl mücadele edeceğiz? Adamın her yerde bir ayağı var. “

Emel Kayın
“Koruma hem kuramsal hem uygulama işi. Kent bütünü yani metropol alandaki planlamanın esas işlevi ….. olmalıdır.”

Yüksel Dinçer

“Paris’te 60’larda yapılan yeni mahalle ‘La Defense’ ile merkez arasındaki ilişiki
ilginçtir. Orası çok gözde bir yerken, şimdi merkez tekrar cazibe merkezi oldu. Demek ki plan dinamik bir şeydir. Metropoliten alan planı ile kent planı arasındaki farkı saedece bir ölçek farklılaşması olarak almayın. Eş kriterlerle ele alınamaz. Birşeyler kazanmak için artık bedel ödemek yerine aklımızı çalıştırmayı öğrenmiş olduğumuzu düşünüyorum.”

Oturumu kapatırken Zekai Görgülü şunları söyledi:

“Planlamaya herşeyi atfetmeyin!
Gelişme ile özdeş olan planlama mantığından uzak durun.”


TARİH: 25.Ağustos.2003

Başa Dön