Tarihsel ve Kültürel Mirasın Korunmasında Yeni Yaklaşımlar ve Avrupa

Fikret Üçcan- Başbakanlık Başmüşaviri

Tarihsel ve Kültürel Mirasın Korunmasında Yeni Yaklaşımlar ve Avrupa konulu panele hoş geldiniz. Konu, bu genel başlık altında ifade edilmişse de özel olarak milli sarayların konumu, korunması ve onların modern toplumla entegrasyonu konusundaki Avrupa’daki tecrübelerini paylaşmalarını rica ediyorum. Konuklar farklı Avrupa komisyonlarından ama Türkiye bunların hepsine üye ve aktif rol oynuyor. Dün Dolmabahçe Sarayı örneğinde de gördüğümüz gibi atalarımız saraylarımızı çok iyi korumuş ve sahip çıkmıştır. Koruma derken yalnızca ayakta durmalarını kastetmiyorum. Önemli olan tahrip etmemektir. Türkler hiçbir eseri tahrip etmemişlerdir. Anadolu’da tahrip yapılmıştır ama Türklerden önce yapılmıştır. Mesela, Bizanslılar heykelleri kireç taşı olarak kullanmıştır. Türkler, geleneklerinde heykele değer vermemelerine rağmen eserlere dokunmamışlardır. Bazı taşlar başka eserlerde Türkler tarafından tekrar kullanılmıştır ama mühim olan yok etmemektir, bu da bir koruma biçimidir. Sarayların depolarında yüzlerce hazine eseri, Topkapı’da binlerce belge vardır. 250 bin belge, 2500 defterden bahsedildi. Hepsi kalmıştır. Başbakanlıktaki belgeler sayısızdır. Ama o kadar çok saklayacak, koruyacak şey var ki… Bu da bir kaynak işi. Ama son yapılan mevzuat değişiklikleri ve yerel yönetimlerin rolüyle bu işin üstesinden gelinmeye çalışılıyor. Hem Kültür Bakanlığı hem de TBMM Milli Saraylar Daire Başkanlığı, sarayların korunması ve bakımlarıyla uğraşıyor. Ama bu bakım işlerine yeni yaklaşımlar getirmek lazım. Bugünkü konuklarımız da bize bu konuyla ilgili tecrübelerini anlatacaklar.

Anders Knape- Avrupa Konseyi, Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi, Yerel Yönetimler Meclis Başkan Yardımcısı, Karstad Belediye Başkanı

Kendi geçmişimle ilgili bazı şeyler söylemek istiyorum. Uzun süre belediye başkanlığı yaptım. Bugün tartışılan konular hakkında üstat değilim maalesef. Beni belediye başkanlığını yaptığım şehir 1865’te bir yangında yok olmuş yalnızca 65 şehir kalmıştı. Yeniden kurulurken yangından korkuyorlardı.  Ve büyük bir cadde etrafında toplandılar trafik sorunu da çekmemek için. Bu yüzden çok fazla tarihsel binası olduğunu söyleyemem. Yalnızca bir tane. Ama şu an o binayı ziyaret ederseniz 1865’teki haliyle bulabilirsiniz, içindeki eşyalara kadar. Bu şekilde başka yerler de var ama dediğim gibi ben üstat değilim. Şimdi Türkiye raporuna geçmek istiyorum. İstanbul’a ilk gelişim 1996’da Habitat içindi ve olduğu gibi duran binalar beni şaşırtmıştı. İstanbul’a daha sonra ailemle de geldim. O zamandan beri 10’dan fazla kez gelmişimdir, ve hep farklı yerleri gezdim. Bir sürü insanla tanıştım ve Anadolu’da başka şehirler de gezdim. Buradan şunu öğrendim Türkiye’de birden fazla ülkelik hikaye, ve tarih var. 2001’deki raporda yerel yönetimlerin sorumluluğuyla ilgili tartışmalar vardı. Pek çok öneri yapıldı ama pek az sonuç elde edildi. Bundan sonra daha inceleyici bir rapor hazırlamak konsey için önemliydi. Ama şimdi hazırlanan, o zamandakinden çok farklı. Çok büyük değişimler var. Ama hala yapacak çok
daha şey olduğunu inanıyoruz, hep vardır ve olacak, her ülke için bu böyle. Onlardan yapmaları beklenen şeyler varken, yerel yönetimlerin ellerinde kaynaklarının olmaması çok tehlikelidir. Yalnızca maddi eksikler değil, teknolojik eksiklikler ve eğitim eksiklikleri de çok önemlidir ve bunlar bir an önce telafi edilmelidir. Bundan sonra hazırlayacağımız diğer rapora kadar, aramızdaki diyalogu korumak ve sahip olduğumuz benzer problemlerle birlikte savaşmaya çalışmak doğru olacaktır. Raporu web sayfasından okuyabilirsiniz. Teşekkür ederim.
Michal Firestone- Tarihi Kentler ve Köyler Uluslararası Komitesi Genel Sekreteri

TKB’ye teşekkür ederek başlamak istiyorum. Şehirlerdeki sarayların nasıl korunduğuyla ilgili konuşmam istendi. Saraylar birbirlerinde çok farklıdır. Bazısı bir bina bazısı bir komplekstir. Ortak yönü korunmalarında kullanılan yöntemdir. Burada kullanılan yöntem, sarayı olmayan yerlerde tarihi binaların korunmasında da kullanılabilir. Şehir koruma politikasında şu noktalar dikkate alınmalıdır: Bir politika belirlenmesi, tanımlama, güvenlik koruma prensipleri, koruma rehberi…

İlk olarak bir sarayın neyi simgelediği, önemli unsurlarına karar verilmelidir. Topkapı’nın İslami bir imparatorluğun idare binası olarak mı yoksa bir mimarın önemli bir eseri olarak mı görülmesi gerektiğine karar verilmelidir. Çin’deki Shihuang Mezarlığı’nın Çinlilerin kendilerini tanımlamalarında önemli midir? Bu eser bilimsel bir önem taşıyor mu? Shihuang askerleri ve diğerleri yalnızca bina olarak değil oranın ortamını zenginleştiren eşyalarla birlikte bütün olarak korunmalıdır. Atatürk’ün öldüğü oda bir hediyelik eşya dükkanı yapılsaydı aynı hissi verir miydi? Çin’de askerlerin bulunduğu bina yeni bir binadır ve binanın içindeyken hissedilenle dışındayken hissedilen tamamen farklıdır. Oysa, Prag’daki saray olduğu gibi korunuyor. Burada şehre girişten çıkışa kadar aynı hava solunabiliyor. Tel Aviv’deki koca binalar ise, arada kalan küçük tarihi binaların havasının bozulmasına sebep oluyor. Topkapı’nın Dolmabahçe’nin korunması düşünülürken buradan görülen manzaranın bile korunması da düşünmelidir. Havadan görülen görüntü bile şehrin korunmuş olup olmadığını belirler. Tek başına bina, bu noktada saray, ile şehir bir bütündür. Teşekkürler…

Brian Smith- Avrupa  Tarihi Kentler ve Bölgeler Birliği Genel Sekreteri

Bu Avrupa Tarihi Kentler Birliği’nin, Türkiye TKB toplantılarına 4. katılışı… 5 yılda Türkiye’de TKB’nin neler yaptığını sabah dinledik. 5 yıl önce size bir mesajla geliyorduk. Şimdi çok yol alınmış ama bazı anahtar noktaları tekrarlamak istiyorum.

Yapıların tarihi önemli. Eminim siz dünyanın en önemli şehirlerinden bazılarına sahipsiniz. Gerçi her şehir bu şansa sahip değil gibi görünebilir, ama aslında her şehir sahiptir. Maalesef hala yağmalanan binalar görebiliyoruz. Geçmişsiz bir şehir, hafızası olmayan bir insan gibidir. Avrupa’da bazı yerlerde hâlâ yağmalamalar, kayıplar var. Rusya’ya gidip Avrupa’daki, veya Amerika’daki binaların, kafelerin, dükkanların aynısını görmek ister miyiz? Ama eğer tarihsel şehirlerin sürekliliğini sağlayacaksak yalnızca binaları değil tarihsel ortamın bütününü korumak gerekir. Ve bu noktada halkın koruma sürecinin içine girmeleri ve benimsemeleri önemlidir. Genelde insanlar tarihsel korumayla ilgili ne düşündüklerinin sorulmasına bile alışkın değildirler. İngiltere’de de vergi indirimleri gibi uygulamalar var ama bu konuda yaptıklarınızla bize ilham veriyorsunuz. Tabii Türkiye’deki restorasyon ustaları da çok dikkat çekici. Bana öyle geliyor ki artık mirasın korunmasının önemini anlama noktasında değilsiniz, nasıl koruyacağınızı öğrenme noktasındasınız. Sanırım bütçeleriniz de oluştuktan sonra her proje için işbirliğine ihtiyaç duymayacaksınız.

Uygulamalarla ilgili bazı şeyler söyleyeyim. Hibe sisteminde, hükümet ve meclisin desteği de önemli ama edindiğim izlenime göre sizin çok destek olacak bir hükümetiniz var. İkinci aşama ise yerel yönetimler aşaması. Yerel yönetimler sahip oldukları tüm mirası koruma konusunda her zaman yeterli kaynağa sahip değillerdir. Burada özel sektör devreye giriyor. Örneğin, Venedik’in, saraylarının korunması konusunda tereddüdü var ve bu yüzden onları satıyor ama bazı şartlar koşuyor. Tabii, bu noktada şu olumsuzluk devreye giriyor: Bu yapılar halka kapanıyor. Başka bir yöntem de şehir merkezinin yer değiştirmesi.

Yeni yaklaşımlardan bahsettiniz. Buna ihtiyacımız var ve sanırım bu; özel sektör-kamu işbirliği olacak. Burada hiç yapılmayan şeylerden birisi özel sektörün bir işi üstüne alırken riske girmiyor olması. Bunun üstesinden gelebilmek için şu yapılabilir: Kamu, şirkete düzenli bir minimum gelirin garantisini verir, ondan da belli bir hizmetin garantisini alır. Bu şekilde ayakta duran kütüphane ve saray örnekleri var. Böyle işleyen kamu-özel sektör işbirliği yeni yaklaşımımız olabilir. Eğer yalnızca kamu bütçesine güvenirsek bir noktada tıkanırız. Tabii, bunun uygulamaya dökülmesi gerekiyor ki iyi işleyip işlemeyeceğini görebilelim. İşbirliği içinde olacağımızı gördüm. Teşekkür ederim.

Brian Smith’in sunumu

Genel Değerlendirme: Prof. Dr. Ruşen Keleş- TKB Danışma Kurulu üyesi

Sabahki konuşmalarla öğleden sonraki konuşmalar birbirini bütünleyici nitelikte. Saray sözcüğünden çok saray kültürü diye düşünüyorduk şimdiye kadar, ama bugün sarayları içinde bulundukları kentlerle birlikte düşünmek gerekliliği öne çıktı. Buradan sonuç, kent kimliğinin oluşmasına uzandı. Sürdürülebilirlik de öne çıktı, sürekli ve dengeliyi kastediyoruz bu sözcükle. Ekonomik açıdan gelişelim derken tarihi, kültürü, doğayı heba etmemek, korurken de yalnızca saklamak değil yaşama katmak ve geliştirmeye dikkat çekildi. Halkın bu konuda bilinçlendirilmesine de tekrar tekrar dikkat çekildi. Kamunun buradaki gücünün, özelin işbirliği ile zenginleşeceği söylendi. Avrupa TKB’si ile Türkiye TKB’si arasında işbirliği yapılması önerileri geldi. Ayrıca Türkiye raporundaki gelişmelerden de bahsedildi. Önerilen yasa tasarılarında şöyle tereddütler olmuştur: Bu, bazı küçük belediyelerin onlara verilecek büyük bütçeyle ve bunun getireceği büyük sorumluklarla baş edip edemeyeceği tereddüdüdür. Ayrıca, il özel idareleriyle ilgili raporda belirtilen görüşlerin çok uygulanabilir olmamasına da ben dikkat çekmek istiyorum. Kutluyorum organizasyonu…


TARİH: 10.Aralık.2005

Başa Dön