Safranbolu Buluşması – II. Gün Sabah Oturumu

Sabah Taraklı’dan Amasra’ya Kültür Kuşağı oturumu var…


Yöneten: Mithat Kırayoğlu– TKB Danışma Kurulu Üyesi
Genel Sunum: Selda Çelikyay -Mimar/ÇEKÜL Bartın Temsilcisi
Taraklı-Göynük-Mudurnu-Karadeniz Ereğlisi-Bartın-Amasra Belediye Başkanları

Mithat Kırayoğlu, TKB Danışma Kurulu Üyesi, ÇEKÜL Vakfı II. Başkanı

Taraklı’dan Amasra’ya Kültür Kuşağı… Ben buna Saklı Kentler Kuşağı diyorum. Göynük, Mudurnu, Amasra, Bartın… Bir kültür havzası… Eylem içinde koruma kavramlarının doğduğu ve içinin doldurulduğu yer. Dünyada da bu kavramlar aynı tarihlerde; 1975’lerde başlamıştır. Geçmişimiz İçin Gelecek… Sonra 200’de Avrupa Ortak Miras kampanyası… İşte bu sonuncusu, aynı zamanda Tarihi Kentler Birliği’nin de doğuşuyla eşzamanlıdır. 1975’de keza Avrupa ile eşzamanlı olarak Safranbolu’da koruma geleneği başladı. SonraKendini Koruyan Kent: Safranbolu etkinliğimiz…  Tarihi Kentler Birliği’nin varlıklarının bilincinde ve onları korumaya kararlı olma kavramı da buradan çıkmıştır aslında. Evlerinizin içi sizin, dışı hepimizindir ilkesi de Safranbolu’dan çıkmıştır.

İşte bu süreç, eylem içinde koruma ve aynı zamanda uluslararası etkileşim ile bütünleşen bir süreçtir. Bu sürecin sonucunda Tarihi Kentler Birliği içinde bir dil, bir üslup birliği de doğmaya başlamıştır. Bu aynı zamanda bilimsel gerçeklerin halk dilinde ifade bulmasıdır. Bunu belediye başkanlarımız başlatmıştır, devamını dileriz…

Selda Çelikyay, Mimar, ÇEKÜL Bartın Bölge Koordinatörü

1975’de başlayan 30 yıllık bir gelişim sonucu Dünya Miras Listesi’ne girmiştir Safranbolu… Bu 30 yıl çok önemli. Bizim yaptıklarımız 30+1, 30+2 gibidir… Nisan’da Bartın Buluşması’nda şehrin ve insanların hikayesini anlatmaya çalışmıştım. Bundan çok olumlu tepkiler aldım. Bu olayda Kent önce insandır! gerçeğini hatırlamış olduk. Bugün olumsuz ve olumlu yanları ağır basan kentler varsa, bu aslında onların içinde yaşayanlara bağlı birşey, onların ilişkilerinin bir sonucudur. Taraklı’dan Amasra’ya uzanan havza bir kültür havzası, bir kültür köprüsüdür. Taraklı’dan Amasra’ya uzanan havza; Paflagonya, bir kültür havzası, bir kültür köprüsüdür. Bu havzanın tarihinden gelen bir birleştirici unsur da, tıpkı Paflagonlar gibi, bölgedeki kentlerin kendini koruma özelliğidir…

Bartın Belediyesi Sunumu
Koruma yükselen değer olmaya başladı… Populer kültürün bütün egemenliğine rağmen yükselen değer; kültür! Ancak kültürün içinde yaşayanların, yani sivillerin üzerine büyük iş düşmektedir. Bu konuda sayın Kültür Bakanımız her ne kadar koruma konusundaki cümlelerine Ahşap konaklardan apartmanlara geçtiğimiz dönem diye başlıyor olsa da. Unutulan akrabalarımızı hatırlama gibi geliyor bu düzlemdeki birliktelikler. Havza düzeyinde, yurt düzeyindeki kültür bağlarını hatırlama… Yine de bugüne kadar kamu-yerel birlikteliği ve çabaları ile gelindi. Ama artık sivillerin çabalarını da görmeliyiz. Bartın, geri dönüşü olmayacak şekilde yola çıktı. Yerel yönetimin önderliğinde oldu bu. Bu arada kamu ve sivil kesimlerle birlikteliği oluşturmada büyük çaba sarfedilmiştir. Sonuçta Kültürel Değerleri Koruma ve Yaşatma Derneği kuruldu, eski belediye başkanlarından ….(adı duyulamadı) belediyeye eski evini bağışladı ve burası sivil örgütlenmenin merkezi olacak…

http://www.bartin-bld.gov.tr/
Taraklı Belediyesi Sunumu 


Halil Aydın- Taraklı Belediye Başkanı

1950’lerde Ankara – İstanbul karayolu siyasi baskı ile Bolu’dan geçmeseydi bugünkü Taraklı bilinmeyecekti. Taraklı tarihi ipek yolu üzerinde bir kent. Halkının çoğunun tarak ve kaşık yaptığı bir kent. Camisi, hamamı, ısıtma sistemi ile ısıtılmakta… Doğanın içinde yer alan evlerde güzel süslemelere rastlanmakta… Tescilli 80 yapı var. İlçede kaplıca suyu da bulunmakta. Şu ana kadar sürekli göç vermiş, daha ziyade yaşlıların yaşadığı bir kent Taraklı…

http://www.tarakli-bld.gov.tr/index1.htm

Göynük Belediyesi Sunumu


Ahmet Çankaya – Göynük Belediye Başkanı

Göynük, Gazi Süleyman Paşa eliyle Osmanlı’nın fethettiği şehirlerdendir. Bunlar, E-5’ten uzak kaldığı sürece, saklı kentler olarak kalmıştır. Bizler TKB kurucuları arasındayız başından beri. Safranbolu, Beypazarı, kamusal yardımdan oldukça faydalandılar. Ama Mudurnu, Göynük, Taraklı’nın da tıpkı Kastamonu’nun olduğu gibi, bir atölye olması gerekir.
(Web’de Göynük: http://www.goynuk.org/turizm/turizm.htm)
Mudurnu Belediyesi Sunumu


Mehmet Karakaşoğlu – Mudurnu Belediye Başkanı

Biz Göynük ile birlikte Melek Hanım (*) türküsünü paylaşıyoruz! Mudurnu, Ahilik ahilik kültürünün etkisi altında kalmıştır. Hala biçimsel olarak devam etmektedir. Her Cuma, Esnaf Çarşısı pirlerine dua eder. Kadınlarımız oya işlerini sürdürmektedirler. Günümüzde el sanatları ayağa kalkmaktadır. 215 sivil yapı tescillidir. Bu işlem 1992-1995 yılları arasında yapılmıştır. Sivil mimari örnekleri bütün havzada görülen özellikleri taşımaktadır. 1994’de Metin Hoca’mızın direktifi ile Mudurnu-Göynük Panelini yapmıştık. Ancak o zaman ekonomik durum iyi olduğundan tarihi değerlerimizin değerlendirilmesine gerek duymuyorduk. Ne zaman ki ekonomik kriz başgösterdi, o vakit bu varlıklarımıza sarıldık, tarihi değerler ve tarıma ağırlık vererek krizi atlattık. Ucuz boya ve iskele malzemesi sağlayarak, onarımları yürtüütk. Böylece 100 yatak ürettik ve kültür turizmi ile tanıştık. Mudurnu’da pansiyonculuk gelişti. İçini halk ile doldurduğumuz projeler ürettik. halkımızla birlikte kültüre sevdalandık…

http://www.mudurnu-bld.gov.tr/
Karadeniz Ereğlisi Belediyesi Sunumu


Mustafa Sunmaz- Karadeniz Ereğlisi Teknik Başkan Yrd.

Tarihimize sahip çıkan bir sanayi şehri olmak azmindeyiz. Karadeniz Ereğlisi de 4300 yıllık tarihi değerleri ile çok yakında layık olduğu yere ulaşacaktır. (Katılımcıların büyük hayranlığını kazanan görsel Karadeniz Ereğlisi sunumu ile devam ediyor)..

http://www.kdzeregli.bel.tr/

(*) MELEK HANIM TÜRKÜSÜ
a. Melek hanım hasbahçede geziyor, Ağlama meleğim kız sana yazın böyledir.
Kınalı eller incide mercan diziyor, Aman Melek hanım böyledir.
Hanım da ninni bu işleri seziyor, Aşk adımı bülbül gibi söyletir.
Melek Hanım aman seziyor, Aman aman Melek hanım aman söyletir
C. Melekte hanım taş üstüne yaslanır / Yağmur yağar top zülüfleri ıslanır/ Bir gün olur deli gönül uslanır/ Melek hanım aman uslanır.


Oktay Ekinci’nin bu oturumdan yola çıkarak CUMHURİYET’e yazdığı yazının tam metni:

Taraklı’dan Göynük, Mudurnu, Safranbolu, Kdz.Ereğli, Bartın ve Amasra’ya…
KENDİNİ KORUYAN KENTLER

Tarihi Kentler Birliği’nin (TKB) 21-24.Ocak.2004 günlerindeki  “Safranbolu Buluşması”nın  önemli bir etkinliği de  aynı “kültür ve doğa havzasını”  paylaşan kentler arasındaki  “dayanışma”ydı…

ÇEKÜL Başkan Vekili ve TKB Danışma Kurulu üyesi Mithat Kırayoğlu’nun yönettiği “Taraklı’dan Amasra’ya Kültür Köprüsü” başlıklı oturuma, her biri hem yerel, hem de “havza” boyutunda  tarihsel ve çevre değerleriyle içi içe olan Taraklı, Göynük, Mudurnu, Safranbolu, Karadeniz Ereğli’si, Bartın ve Amasra’nın belediye başkanları ile temsilcileri katıldılar.

Bu özgün kuşakta TKB ile daha da güçlü esmeye başlayan “koruma rüzgarının”, aynı kentleri kimlikleriyle birlikte geleceğe taşıyacak “duygu ve eylem  ortaklığı”nı da    ÇEKÜL’ün Bartın  temsilcisi mimar Selda Çelikyay  anlattı…

 “KORUMA ÖLÇEĞİNİN” EVRİMİ

TKB’nin giderek yaygınlaşan yürüyüşünde “korumaya gönüllü  belediyeler” arasındaki  ortak coşkuyu giderek yükselten en önemli hedef;  “uygarlık kaynaklarına bağlı bir  ulusal bütünleşme”yi  de sağlamak…

İşte bu bilinci artık   “havza ölçekli” yakınlaşmalarla da yurt düzeyinde “örmeye” başlama kararının “tarihsel sürecini”   Mithat Kırayoğlu özetle şöyle anımsattı;
 “- 1960’lardaki tek yapı koruma anlayışından önce  sokak ölçeğine geçtik. 1975’de ise   Avrupa Ortak Mirası kampanyasına Safranbolu’daki kent boyutunda koruma kararı ile katıldık… Şimdi,  TKB yurt ölçeğinde korumayı ulusal gündeme taşırken, ÇEKÜL’ün yine 2000’lere girerken başlattığı koruma havzaları projeleri de  yine TKB yürüyüşünde   kültür kuşaklarına dönüşüyor…”

Bu birlikteliğin,  “Taraklı’dan Amasra’ya” uzanan bir   komşulukta da görüldüğü gibi, ancak; “kendini koruyan kentler”le örülebileceğini ise oturumun “tematik sunuşunu” hazırlayan mimar Selda Çelikyay’dan dinledik.

AMAÇ “KİMLİKLİ İNSAN”…

Kültürel ve doğal mirasın her ölçekteki korunmasında;   “önce insanın kimlikli, huzurlu ve özgüvenini yitirmeden yaşamasını” hedef alan  bir anlayışla başarıya ulaşılabileceğinin altını çizen Selda Çelikyay, bunun da kanıtının aslında “tarihsel kent dokularındaki toplumsal davranışlar” olduğunu şu gözlemleriyle özetledi;
“- Kent her yönüyle bir insan ilişkileri ortamı ve bu ilişkilerin de ürünü… İnsanların birbirlerine davranışlarında sevgi, yakınlık, hoşgörü ve dayanışma varsa, kent dokusu, evler, komşuluklar, sokaklar ve mimari de buna göre oluyor; bunu hem besliyor, hem de bundan etkileniyor… O beğenmediğimiz, yoğun, kimliksiz, yeknesak ve her yönüyle insanı ezen yeni kentsel ortamlarda ise aynı erdemleri giderek daha az görmemiz,  rastlantı olabilir mi?...”

Taraklı’dan Amasra’ya kültür kuşağının işte bu gözlemle de örtüşen “duygulu kentlerinde”,  ortak özelliğin ise  yine oranın insanlarına sürekli “barış, huzur ve güven” ortamı armağan eden “yaşayan tarihi dokular” olduğunu, belediye başkanları ve sözcüleri özgün örneklerle dile getirdiler…

KORUMANIN “DİLİ”…

Anadolu’nun “gözden ırak” bir coğrafyasında, yılların  imar rantı baskılarına ve  tahribatına  karşı yine de “uygarlıklarını yitirmemeyi” başarabilmiş bu “yalnız ve kibirli” kentlerin;  aynı bölgede tarih içinde oluşturdukları “kültür köprüsü”nü hangi söylem ve tutum içinde “yaşam kucaklaşmasına” dönüştürecekleri ise Prof.Dr.Metin Sözen’in konuşmasındaki şu sözlerde saklıydı;

“-TKB aynı zamanda yıllardır özlemi duyulan bir koruma dilinin de okulu oluyor… Herkesin birbirine özenli, dikkatli, incelikleri gözeten ve yanlışlarından arınmış bir içtenlikte yakınlaştığı,   kararlılıkla konuşulan  bir ortak davranış dili…”
Bu dil, yaklaşık 3 yıldır, hemen her partiden ve farklı  siyasal yapılar içinden gelen yerel yöneticiler ile sivil kişiliklerin, aralarında oluşan tam bir güven ortamı ve ortak heyecanlarla TKB’yi yaratmalarının da “sırrı” sayılabilirdi…

Çünkü TKB yürüyüşünde; çok bilmenin ve sadece bilgi aktarmanın değil, “bilgiyle yol gösterici, yardımcı ve duygulara ortak olmanın” erdem sayıldığı; konuşmaların sadece doğruları değil, “anlaşılabilir ve bilince dönüşebilir doğruları” da içerecek şekilde paylaşıldığı; ve amacını gizleyen bir çekimserlikte hiç değil, “niyetini açıkça ortaya koyan” bir berraklıkta, yerelden özele ve kamudan sivile herkesi kucaklayan bir  “dilbirliği” yaratıldı…

Yine Selda Çelikyay, bu kazanımın bütün ülke ve ulus açısından taşıdığı  “güncel değerini” ise şöyle vurguluyordu; “Popüler kültürün tüm egemenliğine ve baskın sektörüne rağmen,  koruma kültürü ve kimlikli yaşam kavgamız, ulusal esenlik  ve  aydınlık yarınlara kavuşmak için de hemen herkesin ortak umudu oldu…”


TARİH: 23.Ocak.2004

Başa Dön