Mudanya Bölge Toplantısında Öne Çıkan Başlıklar

Tarihi Kentler Birliği, yılın ilk Bölge Toplantısını 19 Eylül Cumartesi günü Mudanya Belediyesinin ev sahipliğinde düzenledi. 18 Eylül Cuma akşamı düzenlenen, Prof. Dr. Metin Sözen belgeselinin de gösterildiği açılış töreniyle başlayan ve Marmara Bölgesi kentlerini biraraya getiren toplantı, “Tarih İçinde Mudanya” paneliyle kente geniş bir perspektiften yaklaşırken, tarihi kentlerde UNESCO sürecini de tartışmaya açtı; UNESCO Kültür Mirası Listesine başvuruda ön koşul olan üstün kültürel niteliklere yakından baktı. Toplantı, TKB heyetinin Mudanya inceleme gezisiyle son buldu.

Tarih İçinde Mudanya

Uzun yıllardır ÇEKÜL Vakfının ve TKB’nin kentte sürdürdüğü çalışmaların alandaki yürütücüsü ve takipçisi olan Tarihi Kentler Birliği Danışma Kurulu Üyesi ve ÇEKÜL Başkan Yardımcısı Mithat Kırayoğlu,, Mudanya’nın zengin doğal ve kültürel miras kaynaklarının korunması ve ihtiyaç haritasının belirlenmesi sürecinde elde edilen deneyim ve bilgiyi hem bölgesel hem ulusal ölçekte değerlendirerek “Tarih İçinde Mudanya” paneli ile açtı. Panel, Mudanya’yı arkeolojik ve tarihsel açıdan inceleyen ve UNESCO süreçlerindeki alan yönetimi çalışmalarına mercek tutan ayrıntılı sunumlara sahne oldu.

PANEL

MUDANYA’NIN ARKEOLOJİK MİRASI

Prof. Dr. Mustafa Şahin

Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi, Arkeolog

Anadolu’nun en batısındaki Mudanya, Bursa’nın en büyük ilçelerinden biri. Burası, büyüklüğünün yanı sıra çok şanslı bir ilçe. Zeytini, kara inciri, kara gülüyle, Bursa’nın denize açılan kapısı olmasıyla. Kültür varlıkları açısından da en az üç antik kenti barındırıyor.

Mudanya’nın iki tarihi var; bilinen tarihi ve mitolojik tarihi. Bilinen tarihin ipuçlarını Pilinius veriyor. Pilinius’a göre ilk olarak MÖ 8. yüzyılda Kolophonlular tarafından kurulan kentin o zamanki adı Myrleia. Kent, MÖ 202’deki yeniden inşasının arından Apamea adını alıyor. Romalılar, kenti Julius Caesar döneminde koloniye dönüştürüyor ve kente Colonia Iulia Concordia diyor.

Bununla birlikte kentin bir de mitolojik kurgusu var. Mryleia aslında Helence değil, Anadolu’dan yerli bir isim. Bunun da anlamı şu ki, Myrleia, Kolophonlulardan önce olması gereken bir kent. Mitolojik tarihte Argonauntlar seferi var, yani Argonaunt gemicileri. Daha da Türkçesi, hızlı gemicilerin Karadeniz’de yapmış oldukları bir sefer var. Bu sefer esnasında, anlatılana göre, geminin yelkeni kırılıyor. Kıranlar ise Herakles ve Hylas. Ceza olarak gemiden indiriyorlar. İndirildikleri yer bugünkü Mudanya ve Güzelyalı arasında bir alan. Argomontlar seferlerini anlatırken şu ifadelere yer veriyorlar: “Ağaçlar ve pınarlarla dolu, çok güzel bir yere indik. O kadar güzeldi ki su perileri her tarafta vardı. Ve su perileri yakışıklı bir delikanlı olduğu için Hylas’ı kaçırdılar.” Herakles sevdiği arkadaşını geride bırakamıyor. Argonaunt gemicileri yollarına devam ederken Herakles Hylas’ı aramaya başlıyor. Ve efsaneye göre Myrlea kentini kurmuş oluyor. Dolayısıyla kentin tarihinin 8. yüzyıldan çok daha eskiye gidiyor olması gerekiyor. Myrlea aynı zamanda Antik Çağ boyunca Prusa Limanı. Bu toplantıdan önce Strabon’u da okudum Apamea ile ilgili ne diyor diye. Anadolu’nun Efes kentinden sonraki ikinci önemli merkezidir diyor kent için. Ayrıca İtalya ve Yunanistan’dan gelen ticaret mallarının ambarıdır da diyor. Bu ifade, Romalıların Apamea ya da Myrlea’yı neden koloni kent olarak kurduğunu da açıklıyor. Burası, Romalıların Anadolu’da kurduğu ilk koloni kenti.

Nihayet, bir sonraki dönemde, Bizanslıların egemenliğinde kent “dağlık bölge” anlamına gelen Montania adını alıyor; Mudanya adı da bu isimden evrilerek günümüze geliyor.

Peki, Apamea kenti nerededir? Bu kent hakkında pek az şey biliyoruz çünkü bu zaman kadar yapılan kazılar sondaj kazılarıdır. Bununa birlikte bu kazılardan anladığımız kadarıyla, Myrlea Antik Kenti günümüzde Ömerli Mahallesi Hisarlık mevkisinde bulunuyor. Antik tiyatro ‘80’li yıllarda yapılan blokların yanında, toprak altında; antik liman ise bugün alışveriş merkezi olan yapının altında bulunuyor. Tapınak olabileceğini düşündüğümüz yerleri de saptadık. Myrlea, çok zengin bir kent. Dolayısıyla kültürel mirası da zengin.

Antik Mudanya’ya ilişkin en erken bilgimiz, bugünkü kent merkezinde yer alan ve kazısı A. Müfit Mansel tarafından yapılan Mudanya Tümülüs mezarına dayanıyor. 1900’lü yılların başında kaçak kazıyla açığa çıkarılmış burası. Mezar odasında kırlangıç kuyruğu çatı bulunan ender örneklerden birisidir. Buluntulara göre MÖ. 4. yüzyılın ikinci yarısına tarihleniyor. Bu anıt mezar Mudanya’nın ne kadar zengin bir kent olduğunu göstermesi açısından önemli.

Mermerden olan bir benzeri bugün Fransa’da Rodin Müzesinde sergilenen ve Myrlea’daki sondaj kazıları sırasında ortaya çıkan bronz çocuk heykeliyse yakın bir zamanda Bursa Arkeoloji Müzesinde sergilenecek. Heykel, kentin büyük potansiyelini bir kez daha gösteriyor. Mudanya, antik tarihiyle açığa çıkmayı bekliyor. Toprağın ve suyun altında büyük bir tarih var. Geçmişte yapılan hatalar, bugün bilinçli, ilgili yaklaşımlar sayesinde tekrar etmiyor. Antik kent, artık açılmayı bekliyor. Basit bir sondaj kazısında açığa çıkan malzemeler bile çok fazla. Mermer parçalar, su kanalları, mermer döşemeler… Yani 2-3 metre aşağıya indiğinizde çok büyük bir uygarlıkla karşılaşıyorsunuz. 2010 yılında yaptığımız çalışmayla kentin sınırlarını belirlemeye çalıştık. 2012’de bölgenin SİT ilan edilmesini önerdik. Hemen hemen önerdiğimiz şekliyle SİT alanları belirlendi ama nedense liman bölümü ve zeytinlik SİT dışında bırakıldı; 1. derece değil de 3. derece SİT alanı olarak belirlendi. Bu da bu alanın yapılaşmaya açılabileceği anlamına geliyor ama Başkan Hayri Türkyılmaz’ın duyarlılığı sayesinde kentin tamamının çok yakın zamanda 1. derece SİT kapsamına alınacağını umuyoruz.

Ve son olarak Tirilye’den birkaç örnek aktarmak istiyorum. Tirilye’de Kapanca Limanındaki kayıp kent Caesareia Germanica Kenti çok önemli. Burası bir antik liman. Yüzeyindeki seramiklerden, bağlama babalarından anlıyoruz bunu. Adını bildiğimiz ama yerini bilmediğimiz Caesareia Germanica kentini sikkelerden hareket ederek tespit ettik. Sikkelerin arka yüzünde antik kentin limanını betimleyen omega şeklinde bir liman söz konusuydu. Dolgu alanını çizim üzerinden kaldırdığımızda bu omega şeklindeki liman ortaya çıktı. Buradan hareketle kenti buraya lokalize ettik. Dolayısıyla kentin yerini hemen hemen öğrenmiş oluyoruz. Kente dair diğer önemli belgemiz ise Yaylacık Köyünde cami avlusunda yer alan ve masa olarak kullanılan yazıt. Yarışmalarına katılmış Germanikalı bir atlet olan Tatyanus’un heykel kaidesi kente dikilmiş. Caesareia Germanika isminin Yaylacık’ta da görünmesi bu lokalizasyonun kabul edilmesi açısından önemli bir diğer belge.

Eskiye odaklanırken, bir şey daha söyleyeyim. Kendi değerlerimize de sahip çıkmalıyız. Eski Mudanya yolu üzerinde yer alan Hıdırellez Çeşmesinin yapım tarihi miladi olarak 1579 olduğu yazıyor. Önce arkadaki çeşmeyi yaptılar, sonra muhtemelen bu çeşmeyi attılar. Bunları taşıyacaksak orijinal olarak taşımamızda fayda var. Özellikle ÇEKÜL’ün huzuruna geldiğimiz için bunu da söylemek istedim.

OSMANLI’DAN CUMHURİYET’E MUDANYA

Prof. Dr. Yusuf Oğuzoğlu

Bursa Alan Başkanlığı Danışma Kurulu Üyesi, Tarihçi

Prof. Dr. Mustafa Şahin’in Antik Dönemi Roma odaklı anlatan sunumunu izleyerek Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde Mudanya yöresinin tarihine yönelik bilgi vereceğim. Siyasi tarih değil; odağında insanın olduğu tarihi anlatmak istiyorum. Osmangazi Belediyesinin yaptırdığı  Panorama 1326 Bursa Fetih Müzesine baktığımızda 1300 yılının başlarındaki Bursa’yı görüyoruz. Surlar içine sıkışmış, tenha bir bölge. Ama 1300’le birlikte bölgeye başlayan yoğun Türkmen göçü ve ardından gelen 1303 Dimbos zaferiyle bölgede nüfus artıyor. Bu, üretim artışına da işaret ediyor. Yani Mudanya’nın kurucuları girişimcilerdir. Bir de hatırlamak gerekiyor; Osmanlı payitahtının merkezi Bursa’dır. Bursa’da kadılık, kadı askerlik sistemi vardır. Bu sistem sayesinde Müslümanların da gayrimüslimlerin ticari hakları adil bir biçimde korunur. Bursa gelişkin hukuk altyapısı nedeniyle önemli bir ticaret merkeziydi. Tirilye’nin tarihine baktığımızda da Tirilyelilerin bugünkü Romanya’dan İspanya’ya kadar ticari temsilcilikler kurduklarını görürüz. Akdeniz ticaret dünyasında Tirilyeliler profili oluşuyor hatta. Ta ki buharlı gemilerin yaygınlaşması ve ticaretin yeni yöntemlerle yönetilmeye başlamasına dek. Bu andan itibaren, yani 1850’lerden sonra Tirilye küçülerek içine kapanıyor. Bu dönemdeyse modernleşme dediğimiz yeni bir düzen başlıyor. 1880’lerde Bursa’nın tüm vilayetlerinde belediye olduğunu görüyoruz. Küçük ölçekte Mudanya’yı ele alırsak, Mudanya Belediyesinin geliştirdiği Mudanya Limanı çok önemli. Bursa’nın uygarlığa açılan kapısı Mudanya. Seyyahların yazdıkları da Mudanya’nın uygarlığını, bolluğunu anlatır. Bursa-Mudanya arasındaki ilişkilerin 1890’larda işlemeye başlayan demir yoluyla güçlenmesinin de ilişkileri arttırdığı bir gerçek. Mudanya’nın 1880’lerden sonraki konumu da Mudanya tarihinde son derece önemlidir. Kentte 25 kahvehane, 10 han vardır. Çünkü Bursa’nın batısındaki ticaret malları kentteki iskelelere gitmektedir.

Tarihi daha da ilerlettiğimizde işgal yılları geliyor artık. Mudanya, Bursa yöresi maalesef 2 yılı aşkın süre Yunan işgali altında kaldı. Mustafa Kemal Paşa 30 Ağustos zaferinin ardından çok iyi askeri tedbirlerle Bursa’yı 3 koldan almayı başardı. Bir bakıma Bursa’yı fethetti. Sonra Bursa yöresi; Mudanya, Tirilye yeni bir döneme girdi. Tabii mübadele olayı var. Mübadele Cumhuriyet’in en önemli tarihi olaylarından biridir. Mudanya ve Tirilye merkez olmak üzere, Bursa’ya çok fazla mübadil göçmen gelmiştir. Cumhuriyet yönetimi bu süreci çok iyi yönetti. Onların kaldığı yerlere kadar onların planlarını çıkarttı. Yönetim örgütlenmesi kurdu. Ama buranın nüfusu sadece mübadelelerden oluşmuyor. O zamanlar Karadeniz nüfusu da sadece mübadillerden oluşmuyor. O zamanlarda Karadenizli nüfus da var aramızda. Mübadillerin de sadece Giritlisi yok; Selanik çevresinden, Ege adalarından gelen mübadiller de var. Zamanla Balkanlardan göçle de gelen insanlar oldu. Bu yüzden bizlerin en büyük zenginliği bu insanlardır. Bunları çok geçmeden kayda almamız; yemeklerine, giyim kuşamlarına, adetlerine kadar kültürlerini yaşatmamız gerekiyor. Mudanya Belediye Başkanı Hayri Türkyılmaz Taş Mektep restorasyonu tamamlandığında okulun 3’üncü katını uluslararası bir eğitim merkezi haline getirecek. Üretimin yapılacağı; yemeklerin, giysilerin, yöresel ürünlerin çalışılacağı bir alan yaratılacak. Biz de bu kültürü kayıt altına alacağız, unutmayacağız.

MUDANYA’NIN HAYALLERİNDEN EYLEM PLANINA

Prof. Dr. Neslihan Dostoğlu

İstanbul Kültür Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dekanı, Bursa UNESCO Alan Başkanı

Ütopya, hayal, plan… Bu kavramlardan söz etmek istiyorum. Bazen bir kelimenin etimolojisini incelemek insana çok şey kazandırıyor. Ütopya, Yunanca “topos” (yer) ve “eu” (iyi) ile “ou” (olmayan) kelimeleri arasındaki bir kelime oyununa dayanıyor. Yani, olmayan iyi yer. Ütopya kelimesinin kökeninde bu var. İlk kez 1516’da Thomas More tarafından kullanılmış olsa da dünyada cenneti arayış yolculuğunun en eski kaydı Gılgamış Destanına, yani, MÖ 2000’li yıllara kadar gidiyor. Hep kentle bütünleşmiş bir kavram ütopya. Mumford, “İlk ütopya kentin kendisidir,” der hatta. Thomas More’un ütopya adasından Nuh’un gemisine, ideal yer arayışı hep var. 18. yüzyıla kadar klasik bir ütopya anlayışı hakimken, yani gerçekleşmesi beklenmeyen bir ütopya söz konusuyken, Endüstri Devrimi ile aktivist bir ütopya anlayışıyla karşılaşırız. Şimdiki zamanı yeniden inşa etme arzusudur bu. Başka bir deyişle, bu tarihten sonra, bir hayalden iyi formüle edilmiş eylem planına geçilmiştir.

Peki, Mudanya’nın hayalleri, ütopyası nedir? Nasıl bir yerleşim olmayı hedefliyor bütün mahalleleriyle birlikte? Eskiden Tirilye bir beldeydi ama daha sonra o da mahalle oldu. Yine pek çok mahallesi var. Bir kültür kenti mi ya da kültür yerleşimi mi, ticari kent mi, endüstri kenti mi, turizm kenti mi? Ya da bunların hepsi mi? Mudanya’nın hayalleri iyi formüle edilmiş bir eylem planına dönüşebilir mi? Türkiye’de kararlar ve hukuki altyapı var, fikirler ve kanunlar var ama uygulamada da hep bir eksiklik var. Bu iradeyi koyabilmek gerçekten çok önemli. Şimdi Mudanya’yı konuşuyoruz; Mudanya’ya dair hayallerin eylem planına dönüşmesi ve uygulanması gerekiyor.

Mudanya’da 47 mahalle bulunuyor. Nüfusu ise 97 bin. Tirilye bu mahalleler arasında en önemlilerden biri. Belki çok da kolay ulaşılamayan bir yer olduğu için bozulmamış, bozulamamış, geleceğe umutla bakmamızı sağlayan bir yerleşme. Ve ele alınması gereken, Mudanya’nın çok kültürlülüğünü son derece iyi yansıtan bir kent burası. Rumlardan kalan yerler, daha da öncesinden kalıntılar var. Bu zengin tarih, sosyal yaşama da yansıyor. Gerek Mudanya’da gerek Tirilye’de korunacak çok eser var. Mudanya, kültürüyle öne çıkmış bir kent. Dolayısıyla bu anlamda da yapılacak çok iş var. Turizm de bu bölge için önemli. Bu ikisinin birleştiği kültür turizmi kavramından yola çıkabiliriz. İnsanların kültürel varlıkları görebilmek için bölgeye gelmesi fikri, o bölgenin çekici olmasıyla ilgili. Yıkık dökük bir kültürel miras yerine elden geçirilmiş, bakımı yapılmış, gerekiyorsa güçlendirilmiş yapılara sahip bir kültürel mirastan söz ediyor olmalıyız. Bir de kültür turizmi sadece geçmişi değil, günceli de yakalıyor. Kentsel, kırsal ya da doğal öğeler girebilir bu kavramın içine. Mesela Peru’daki Machi Picchu herkesin bildiği bir yer; Brezilya’da  ise gecekondu alanları kültür turizmi kapsamında ziyaretçileri misafir ediyor. Bu alan mafyadan temizlenmiş, elden geçirilmiş ve kültür turizminin bir aracı haline dönüştürülmüş.

Kültür turizminin en önemli yanlarından biri UNESCO Dünya Miras Listesine girmiş olmak. Ben, bir yanı Mudanyalı bir yanı Bursalı bir ailenin çocuğu, bir mimar, akademisyen ve bu işlerin içinde uzun yıllardır çalışan biri olarak Bursa Büyükşehir Belediyesinden 2011 yılında UNESCO Alan Başkanı olma teklifini aldım. Sahip olduğum birikimi faydalı bir şeye dönüştürebilirim düşüncesiyle bu görevi kabul ettim. Çok yoğun bir süreçti. Bir yerleşmenin listeye girebilmesi için üstün evrensel değeri bulunmalı. Bursa neyle girebilir listeye? Bunun belirlenmesi ve alanların tespit edilmesi gerekiyordu. Bursa büyük bir kent. Bu büyük kent içinde bizim 6 alanımız var ancak bunların alanların araları bozulmuş. Edirne’de Selimiye; Çatalhöyük; Göbeklitepe… Listeye giren bu değerlerin üstün niteliklerinden sual olunmaz. Sınırları da çok açık, belli. Öte yandan Bursa zor bir alan. Göreve geldiğimde sadece hanlar ve Cumalıkızık vardı çalışılan. Oysa külliyeler olmazsa olmaz. Yeşil Külliyesi, Muradiye Külliyesi, Hüdavendigar, Yıldırım ve Osmanlı Orhan Bey’in kurduğu  hanlar bölgesi…Kentin Osmanlı Dönemindeki gelişmesi bunlarla oluşmuş. Sonradan bu alanlar tekrar çalışma çerçevesinin içine alındı. Çok zorlandık ama kabul edildi.

Türkiye’de listeye girmeyi hak eden pek çok yer var. Tirilye bunların başında geliyor bence. Ancak bildiğiniz gibi, asıl listeye girmeden önce geçici listeye girmesi gerekiyor.. Şu anda geçici listede 70’in üstünde yer var Türkiye’den. Biz geçici listeye girdiğimizde 50’li sıralardaydık. Asıl listeye girme süreciyse çok heyecanlı bir bekleyişle geçti… UNESCO Komitesi her yıl farklı bir ülkede toplanıyor. O yıl, yani 2014’te Katar’ın Doha kentinde yapıldı toplantı. Biz, Bergama ile birlikte listeye girme mücadelesi veriyorduk. Ne mutlu ki, her iki kent de asıl listeye girdi.

Adaylık dosyasının hazırlık süreci başlı başına bir olay. Biraz önce hayallerin stratejik ve eylem planına dönüşmesinden bahsetmiştim, bu yönetim planı da o anlamda ele alınmalı. Çünkü başvururken aslında bir yönetim planı yapıyorsunuz, strateji hazırlıyorsunuz. Koruma-kullanma dengesine önem vermek; turizmi amaç olarak değil araç olarak görmek; bilinç ve farkındalık yaratmak; ulaşılabilir olmak; herkes tarafından tanınıyor olmak, afetlere hazırlıklı olmak gibi pek çok başlıkta düşünüyorsunuz. Bu, çok yönlü bir çalışma.

Konuşmama hayallerle başlamıştım. Mudanya’nın tek bir ağacının korunmasından kent parklarının daha da zenginleştirilmesine, kültürel varlıkların korunmasına, insanların ve diğer canlıların yaşam kalitesinin artmasına imkân verecek eylem planlarını hazırlamak ve uygulamak hepimizin hayali ve umudu olmalı.

Sezer Cihan

TKB Genel Sekreteri, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi

15 yıl öncesine gittim. Gaziantep’i bu süre içinde kebap lahmacun kentinden kültür, turizm ve gastronomisiyle kimlikli bir kente dönüştürdük. Eylem planı çok önemli. Biz 2006’da ÇEKÜL Vakfından Prof. Dr. Metin Sözen Hocamın başkanlığında eylem planları hazırladık. Ve bu planları yaparken kentimizde neye sahip olduğumuza baktık. Arkeolojik alanlarıyla, kentsel yapısıyla, tek yapı ölçeğinden, sokaktan, mahalleden, kale, çarşı… Neye sahibiz? Sahip olduğumuz değerler kime ait? Belediyeye mi, vakıfların mı, kamuya mı, özel sektöre mi? Bunların hangilerinin projesi var? Eylem planımızı hazırladıktan sonra, koymuş olduğumuz hedefleri 3 ayda bir kontrol ettik ve bugün kimlikli bir kent olarak bambaşka bir noktaya geldik.

Çok büyük başarıların söz konusu olduğu çok az örnek var maalesef. Osmangazi, Bursa, Gaziantep, Konya ve Kayseri bu örnekler arasında. Tarihi ve kültürüyle öne çıkmış kentler, diğer kentlerin çok önünde. Çünkü o kentleri diğerlerinden farklı kılan özellikleri var. Tirilye’nin de benzersiz bir özelliği var. Koruma mantığı belki 25 yıl önceye gelseydi, Tirilye’nin etrafındaki beton yapılar veya AVM olmazdı, Tirilye kentsel tasarımıyla bütünleşirdi. Bu koruma bilincini yaygınlaştırmak, bu nedenle en büyük hedefimiz.

Hayri Türkyılmaz

Mudanya Belediye Başkanı

Belediye başkanı olduğum günden beri, önceki birikimlerinizle öylesine yön verdiniz, öylesine şeyler yapmak adına Mudanya’da öyle kararlar aldık ki, bunları ileride hızlı bir şekilde çabucak hayata geçirmemiz gerekiyor. Önümüzdeki yıl TKB Özendirme Yarışması Metin Sözen Büyük Ödülünü almak istiyoruz. Taş Mektep, kent müzesi ve diğer fonksiyonlarıyla bütüncül bir başvuru dosyası hazırlayarak yarışmaya katılacağız.

Yaşamımda “keşke” lafını kullanmamaya çalışırım. Pişman olacağım bir şeyi yapmamaya çalışırım. Ama belediye başkanı olduktan sonra “Keşke yıllar öncesinde belediye başkanı olsaymışım,” dedim. Öyle olsaydı, bugün Mudanya, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesindeydi. Çocukluğumdan hatırladığım, fakat bugün olmayan güzellikler, hâlâ varlığını koruyor olacaktı. Fakat Mithat Kırayoğlu’nun da söylediği gibi, hâlâ eski Tirilye’yi getirme şansınız var. Bunu yapacağız. Tirlye’nin en önemli sorunlarından biri olan altyapı sorunları da çözeceğiz. Şimdi hizmet yok diyenler, o günlerde Tirilye’ye çay, kahve içmeye gelecekler. Hepinize katılımınız için teşekkür ediyorum.


TARİH: 24.Eylül.2020

Başa Dön