Tarihi Kentler Birliği Edirne Buluşması

Cumhurbaşkanı Sezer’in de katılımıyla yapılan “Tarihi Kentler Birliği Edirne Buluşması” üç önemli gelişmeyle sonuçlandı:

  • Edirne ve Kars Belediyeleri “kardeş kent” oldular.
  • Edirne ve Kars’taki ilköğretim okulları öğretmen ve öğrencilerine “Kent Tarihi” dersleri konuldu.
  • Birlik üyeleri “Kent Müzeleri ve Arşivleri Yönergesi”ne imza attılar.

Bünyesinde doğal ve “tarihi miras” barındıran ve “ona doğru davranmaya kararlılığını kanıtlamış yerel yönetimlerin birliği” ve “Avrupa Tarihi Kentler Birliği” üyesi “Tarihi Kentler Birliği”, 2002 yılının son geniş toplantısını geçtiğimiz hafta Edirne’de yaptı. Osmanlı’nın üç başkentinden biri olan Edirne’nin, 13-15 Eylül 2002 tarihlerinde ev sahipliğini yaptığı ve Edirne Valiliği, Tarihi Kentler Birliği ve Edirne Belediyesi tarafından ortaklaşa düzenlenen toplantı, “Doğal ve Kültürel Mirası Geleceğe Taşıyan Güçbirliği” temasını ele alıyordu. Açılışa katılan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, yaptığı konuşmayla kültür ve koruma politikalarının “Türkiye’nin dünyadaki duruşunu, dünya barışını ve dünyanın geleceğini” nasıl etkilediğini gösterdi.

Toplantının 13 Eylül Cuma sabahı Edirne Halk Eğitim Merkezi’nde yapılan görkemli Açılış Töreni, Odeon Müzik Grubu’ndan bir klasik müzik dinletisi ve Edirne’den görüntüler içeren bir mültivizyon gösterisi ile başladı.
   

Daha sonra Edirne Belediye Başkanı Cengiz Varnatopu, Bursa Büyükşehir Belediyesi ve Tarihi Kentler Birliği Başkanı Erdoğan Bilenser, Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman İnci, Vakıflar Genel Müdürlü Genel Md. Yrd. Ahmet Tanyolaç, Milli Eğitim Bakanlığı Müst. Yard. İbrahim Barbaros, Orman Bakanlığı Müst. Yard. Eşref Girgin, Edirne Valisi Fahri Yücel, Kültür Bakanlığı Müsteşarı Fikret Üçcan, İçişleri Bakanı Muzaffer Ecemiş birer konuşma yaptılar.

Birliğin, çarpık kentleşme ve sanayileşme ile geri dönülemez biçimde tükenmekteyken, Birlik’le birlikte “bir ümit ışığı” belirdiğini söyleyen Varnatopu, Edirne’de 24 evin, tarihi su terazisinin, eski jandama karakolunun restore edildiğini, 100 yıllık belediye binasının ve kültür merkezi olarak eski elektrik santralının restore edileceğini belirtti. Edirne Belediye Başkanı Cengiz Varnatopu, Edirne’yi “parlatılmayı bekleyen eski bir mücevhere” benzetti. “Geri dönüşü olmayan yeni yapılanma süreci doğru ve hızla devam etmekte iken, tarihi-kültürel değerlerin eski görünümlerine geri dönmesinin ortak amaçlarından biri olduğunu” da sözlerine ekledi…

TKB Başkanı Erdoğan Bilenser, Cumhuriyet’in ilk yıllarında olduğunun aksine, sonradan doğal ve kültürel varlıkların yok edilmesine seyirci kalındığını, buna karşı olan yerel yönetimlerin dayanışmaya dayalı olarak TKB çatısı altında birleşip, güç birliği oluşturduklarını vurguladı. Bilenser, “devredilebilecek bazı yetkilerle daha verimli çalışacak” yerel yönetimlerin, TKB çatısı altında siyasi çekişmelerden uzak dayanışmaya dayalı çalışabildiklerini söyledi.
   

Rektör Osman İnci, 50 uzman kuruluşun çalışmasından yararlanılarak Trakya master planının yapıldığını belirtti ve 16 doğal ve tarihi sit alanı bulunan Edirne’de Trakya Üniversitesi ve sivil toplum kuruluşlarının işbirliğinin önemine dikkat çekti ve yerel yönetimlerin meclislerinde yerel üniversitelere de yer verilmesini önerdi

Vakıflar Genel Müdür Yrd. Ahmet Tanyolaç, Kastamonu Valiliği’nin yapageldiği gibi, yerel yönetimlerin Vakıflarla daha yakın işbirliği yapması halinde, “Vakıfların mülkiyetinde olduğu için onarılamayan kültür varlıkları” konusundaki sıkıntıların daha kolay aşılabileceğini belirtti.

Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşar Yrd. İbrahim Barbaros, ilk ve orta öğrenimde 40’a yakın ders programında doğal ve kültürel değerlerin öneminden bahsedilmekte olmasının yetmediğini, bu konuların bilgi çağına yaraşır biçimde, internet ortamında ve eğitim ve öğretim amaçlı yer alması için çalışmalar başlattıklarını belirtti.

Edirne Valisi Fahri Yücel, Balkanlı komşularla ortak mirası koruma konusunda birlikte uğraş verdiklerini, “Edirne’nin tarihi kimliğine uygun gelişmesinin, ekonomik gelişmesinin de önünü açacağını”, bu konuda “birlikte çalışmak azminde oldukları sivil topluma” da önemli görevler düştüğünü, Çekül Vakfı ile birlikte onarılan Tarihi Jandarma Karakolu’nun ve diğer çalışmaların bu konuda güzel bir örnek oluşturduğunu vurguladı.

İçişleri Bakanı Muzaffer Ecemiş, “kentlerin tarihi dokusunun yaşatılmasının, o kentlerin gelişmesine damga vuran, ve yaşamakta olduğunu kanıtlayan bir olgu” olduğunu vurgulayarak, yalnızca eski eserlerin değil, elle tutulamayan kültürün de korunması gerektiğini, bunların “insanlığın malı olması konusunda çaba sarfedilmesi gerektiğini” söyledi. Yerel yönetimlerin bütçelerine koruma konusunda pay eklenmesinin, koruma kurulları benzeri birimlerin il ölçeğinde olmasının yararlı olacağını belirtti.
   

Cumhurbaşkanının mesajları 

 

Açılış konuşmalarının sonuncusu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından yapıldı. Cumhurbaşkanı Sezer, Türkiye’nin dünya ve Balkan ülkeleriyle ilişkileri, kültürel kimlik, kentleşme/kentlileşme, doğal ve kültürel varlıkların korunmanın anlam ve işlevi ile Edirne’nin bu tablo içinde üstlenebileceği role değindiği uzun bir konuşma yaptı. (Basına tam da yansımayan bu konuşmanın tam metnini aşağıda bulacaksınız.) Sayın Cumhurbaşkanı’nı, yaklaşık birbuçuk yıl önce Kars’taki ilk toplantısına da katıldığı Tarihi Kentler Birliği’nin çalışmalarını yakından izlediği anlaşılan konuşmasında:

  • Tarihi Kentler Birliği´ni, kentlerin gerçek sahipleri yurttaşlarımızın, yerel yönetimlerimizin öncülüğünde kentlerine sahip çıktıkları, demokratik bir platform olarak değerlendirdiğini,
  • Türkiye´nin Avrupa Tarihi Kentler Birliği üyeliğine kabulünü, Avrupa Birliği ile bütünleşme sürecinde önemli bir adım olarak gördüğünü,
  • Türkiye’nin özkimliğini oluşturan tarihsel ve kültürel değerlerini koruyup, bunları evrensel değerlerle bütünleştirerek Avrupa Birliği´nin üyesi olacağını, kendi özdeğerlerini korumayan toplumların evrensel değerler sistemiyle bütünleşmesinin beklenemeyeceğini,
  • Kamu özgürlüklerinin yaşama geçirildiği kentlerin, bireylerin siyasal ve sosyal davranışlarını da etkileyip, demokrasi ve insan hakları gibi kavramların gelişmesine olanak sağladığını, Kentlerin tarihsel ve kültürel dokularının korunarak geleceğe taşınması bu yönden büyük önem taşıdığını,
  • Kentleşmenin, kentlileşme olgusunu da içeren bir süreç olup, ülkemizde siyasal, sosyal ve ekonomik nedenlerle yaşanan çarpık kentleşme sürecinin, çeşitli sorunlara neden olduğunu,
  • Tarihsel ve kültürel mirası ile dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan Türkiye’nin Balkanlara açılan kapısı Edirne´nin sahip olduğu kültürel mirasla geçmişi kucaklayan, üniversitesi, dinamik nüfusu ve çağdaş kimliği ile geleceğe güvenle bakan, yalnız ülkemizin değil dünyanın seçkin kentlerinden biri olup, bölgesel dayanışma ve işbirliğinin sağlanmasında önemli bir köprü görevi üstlenebileceğini,
    vurguladı. Cumhurbaşkanı daha sonra restore edilerek Kültür Merkezi’ne dönüştürülen Deveci Han’ın açılışını yapmak üzere Halk Eğitim Merkezi’nden ayrıldı.

    Açılıştaki diğer konuşmaların ayrıntıları için bkz. Edirne Belediyesi Web sitesi 


    “Türkiye´nin Avrupa Tarihi Kentler Birliği üyeliğine kabulünü, Avrupa Birliği ile bütünleşme sürecinde önemli bir adım olarak görüyorum.”
    Ahmet Necdet Sezer – T.C. Cumhurbaşkanı, 13 Eylül 2002, Cuma

    Tarihi Kentler Birliği Edirne Buluşması, Açılış Töreni,
    Edirne Halk Eğitim Merkezi

      

    “Edirne Buluşması”nın Açılış´ını onurlandıran Sayın Cumhurbaşkanı, Tarihi Kentler Birliği´nin çalışmalarını yakından izlediğini belirttiği konuşmasında, çok önemli mesajlar verdi. Özgün metni Cumhurbaşkanlığı web sitesinde bulunan bu konuşmanın tam metnini sunuyoruz:

    “Değerli Konuklar,

    Kentine ve kültürel değerlerine sahip çıkan böyle seçkin bir topluluğun önünde düşüncelerimi belirtme olanağı bulmaktan büyük mutluluk duyuyorum.

    Tarihi Kentler Birliği´nin değerli üyelerini, tüm katılımcıları ve Edirneli yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

    Yaklaşık bir yıl önce buluştuğumuz Kars toplantısından bu yana, Antakya, Tokat, Şanlıurfa ve Kayseri´de, sonuçlarını yakından izlediğimiz bir dizi toplantı gerçekleştirildi. Bu toplantılarda konunun uzmanları tarafından kapsamlı görüş ve projelerin sunulduğunu biliyoruz.

    Edirne buluşması, bugüne kadar ortaya konulan söylem ve projelerin ne kadarının yaşama geçirilebildiğinin değerlendirilmesi, geliştirilen yeni projelerin tanıtılması yönünden önemli bir fırsat yaratmaktadır.

    Önümüzdeki dönemde, yapılanlardan alınan güç ve güvenle tarihsel kentlerimizin dokularının korunması, kültürel birikimleriyle birlikte geleceğe taşınması konusunda yeni projeler üretileceğine inanıyorum.

    Tarihi Kentler Birliği´ni, kentlerin gerçek sahipleri yurttaşlarımızın, yerel yönetimlerimizin öncülüğünde kentlerine sahip çıktıkları, demokratik bir platform olarak değerlendiriyorum.

    Yerel yönetimler, sivil toplum örgütleri, bilim insanları ve yurttaşlarımızın kentle ilgili düşüncelerini paylaştıkları, proje geliştirdikleri ve uygulamaya koydukları bu kurumsal yapılanma, aynı zamanda demokrasinin çok seslilik ilkesi ve yönetime katılma anlayışının da güzel bir göstergesidir.

    2000 yılında yaklaşık 60 belediyemizin katılımıyla kurulan Tarihi Kentler Birliği kısa sürede büyük gelişim göstererek 100´e yakın üyeye ulaşmıştır. Birliğin, Avrupa Tarihi Kentler Birliği üyeliğine kabul edilmesi ise önemli bir başarıyı yansıtmaktadır.

    Türkiye´nin Avrupa Tarihi Kentler Birliği üyeliğine kabulünü, Avrupa Birliği ile bütünleşme sürecinde önemli bir adım olarak görüyorum.

    Demokrasi, insan hakları, hukuk devleti gibi çağdaş değerler sistemini oluşturan evrensel kavramların tüm yönleriyle yaşama geçirilmesi öncelikli ereğimizdir. Avrupa Birliği üyeliğimizin bu süreçleri hızlandırarak Ulusumuzun gönencini yükselteceğine inanıyoruz. Bunun için ülke olarak üzerimize düşeni yapmaya çalışıyor, karşı yandan da aynı çabayı göstermesini bekliyoruz.

    İnanıyorum ki, Türkiye özkimliğini oluşturan tarihsel ve kültürel değerlerini koruyup, bunları evrensel değerlerle bütünleştirerek Avrupa Birliği´nin üyesi olacaktır. Kendi özdeğerlerini korumayan toplumların evrensel değerler sistemiyle bütünleşmesi beklenemez.

    Tarihi Kentler Birliği´nin Kars buluşmasında da belirttiğim gibi;
    Kendi kültürüne, tarihsel değerlerine, yaşadığı yere sahip çıkan, farklı kültürlerin düşünce ve eserlerine saygı duyan birey ve kuruluşlar, demokrasinin korunması ve geliştirilmesinin en önemli güvencesidir.

    Zengin tarihsel ve kültürel birikimi olan kentlerin, kimliklerini yansıtan bu öz değerlerini koruyarak uygarlığa açması, insanlığın ortak kültür mirasının paylaşılması ve ülkeler arasında karşılıklı anlayış ve işbirliğinin gelişmesine olanak sağlayacaktır.

    Türkiye, sahip olduğu değerleri dünyayla paylaşarak, hoşgörü, anlayış birliği, barış ve dayanışmanın egemen olduğu uygarlık kimliğinin oluşturulması için çaba göstermektedir.

    Değerli Konuklar,

    Kentler, insanlık tarihinin aynasıdır. Kamusal yaşamın yerleştiği, işbölümü, örgütlenme ve uzmanlaşmanın güçlendiği, yönetsel ve siyasal birliğin geliştiği yerler olan kentler, uygarlık tarihinin gelişim alanları olmuştur.

    Kamu özgürlüklerinin yaşama geçirildiği kentler, bireylerin siyasal ve sosyal davranışlarını da etkilemiş, demokrasi ve insan hakları gibi kavramların gelişmesine olanak sağlamıştır.

    Tarih boyunca yaşanan çağlara ve uygarlık düzeyine göre kentler, insanların ortak gereksinimlerini karşılayacağı farklı yapılara bürünmüştür. Dolayısıyla her çağın ve uygarlığın kendine özgü kent anlayışı olmuştur.

    Bugün her çağın izlerini taşıyan tarihsel kentlerin bu dokusunun korunması, insanlığın gelişim sürecine de ışık tutmaktadır.

    Kentlerin tarihsel ve kültürel dokularının korunarak geleceğe taşınması bu yönden büyük önem taşımaktadır.

    Yüzyıllardır farklı uygarlıklara ev sahipliği yapan kentlerimiz, kendilerine özgü kimlikleriyle, yalnız ülke tarihine değil, insanlık tarihine de ışık tutacak zenginliktedir.
    Kentlerimizin tarihsel dokusunun ve kültür birikiminin korunmasının önemine dikkat çekerken, bunu, doğal çevrenin korunmasından bağımsız düşünemeyeceğimizi de belirtmek isterim.

    Çağımıza damgasını vuran “sürdürülebilirlik” kavramının benimsenmesi, kalkınma, tarihsel ve kültürel birikim ve çevre değerleri arasındaki dengeyi sağlamaktadır.

    Kaynakların ve doğanın bilinçsizce tüketilmesini engelleyen sürdürülebilir kalkınma ilkesi, tarihsel, kültürel birikimi ve bunları kuşatan doğal çevreyle gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmanın da ön koşuludur.

    Sağlıklı ve kişilikli bireyler ancak kültür ve çevre değerlerinin korunduğu kentlerde yetişebilirler. Geçmişi, bugünü ve geleceği kucaklayan kentlerin çağdaş kimliği, bireyin kişiliğinin oluşmasında önemli rol oynar. Böyle kimlikli kentlerde yetişen bireyler çağdaş değerleri özümseyerek insanlık ve yurttaşlık bilinciyle kentlerine, ülkelerine, geleceklerine ve evrensel barışa sahip çıkarlar.

    Değerli Konuklar,

    Kentlerin edilgen kimliksiz bireyleri olmak yerine, kent politikalarına katılan, kentin kimliğini koruyan etkin yurttaşlar olarak geleceğe yön vermeliyiz. Bu konuda yerel yönetimlere önemli görevler düşmektedir.

    Yerel yönetimlerin katılımcılığı öne çıkaran saydam yönetim anlayışları, bireyleri kentleriyle bütünleştirecek, kentlerin yönetiminde demokratik katılımı olanaklı kılacaktır.
    Kent politikalarına katılma hakkı olduğunu düşünen yurttaşlar, yaşadıkları yerlere sahip çıkarak geliştirilmesi için çaba gösterecektir. Bu da, temsili demokrasinin sınırlı özgürlüklerinden, doğrudan demokrasinin katılımcı yapısına geçiş için bir süreç başlatacaktır.

    Kendi kültürünü koruyamayan ve yaşatamayan toplumlar, sürekli gelişim içinde olan uygarlıkları yakalayamazlar, geleceğe güvenle bakamazlar.

    Tarihsel, kültürel ve doğal varlıkların korunmasında, kentsel tarih bilincinin yaşatılmasında yerel yönetimlere ve yurttaşlara büyük sorumluluklar düşmektedir.
    Kentleşme, kentlileşme olgusunu da içeren bir süreçtir. Ülkemizde siyasal, sosyal ve ekonomik nedenlerle yaşanan çarpık kentleşme süreci, çeşitli sorunlara neden olmaktadır.

    Özellikle kente göç eden yurttaşların kent değerlerini özümsemekte güçlük çekmeleri ile çarpık kentleşmenin yarattığı olumsuz yapının, kentle kentlinin bağını koparmasının yarattığı kısır döngü, bir yandan çağdaş kentleşmeyi engellemekte, öte yandan da yüzyıllardır biçimlenen kent kimliğinin bozulmasına neden olmaktadır.

    Çağdaş toplumsal yaşamın gereksinimlerine yanıt verecek imar politikalarının oluşturulamaması ve imar afları, ülkemizde kent planlamalarının dikkate alınmadığı, ticari kazanca hizmet eden, estetik, mimari ve evrensel değerleri gözetmeyen bir kentleşme sürecini de birlikte getirmiştir.

    Bu sürecin olumsuz yansımaları nedeniyle Ulus ve ülke olarak ödediğimiz büyük bedeller ve yaşadığımız sıkıntılar, gelecek için daha duyarlı yaklaşımlar sergilenmesini zorunlu kılmaktadır.

    Türkiye, tarihsel ve kültürel mirası ile dünyanın en zengin ülkelerinden biridir.

    Kentlerimizi, çarpık kentleşmenin ve küreselleşmenin getirdiği olumsuzluklardan arındırarak, özgün kimliklerini korumada planlamanın ve uygulamanın önemli yeri vardır.

    Kent planlaması, kentin biçimlenmesinde tarihsel, kültürel ve doğal değerler korunarak, toplumsal ve ekonomik gereksinimlere yanıt verebilmelidir.

    Kentsel alanın korunmasında planlamanın yapılması tek başına yeterli olmamaktadır. Bunun bir de uygulama boyutu vardır.

    Projelerin ve planların uygulanmasında ilgili kurum ve kuruluşların eşgüdümü kadar, ilgili sivil toplum örgütlerinin ve yurttaşların desteği de büyük önem taşımaktadır.

    Ülkemizin dünya tarihine de ışık tutabilecek zenginlikteki tarihsel ve kültürel birikiminin korunması, kendimize olduğu kadar, insanlığa karşı da sorumluluğumuzdur. Tarihsel eserlerin korunması ve onarımı için önemli projeler oluşturularak uluslararası kuruluşlardan destek sağlanmalıdır.

    Değerli Konuklar,

    Türkiye´nin Balkanlara açılan kapısı olan Edirne´de bulunmamdan yararlanarak Kuzeybatı komşularımız ve Balkanlar hakkında da kimi görüşlerimi dile getirmek istiyorum.
    “Balkanlar” sözcüğü yakın zamana kadar, bölgenin son yüz yılı içinde yaşanmış acımasız savaşların talihsiz anılarını çağrıştıran anlamlar taşımaktaydı. Son yıllarda bölge ülkelerinin demokratikleşme, güvenlik ve işbirliği yönünde attıkları adımlar, Balkanların yeniden bir barış ve gönenç bölgesi durumuna gelmekte olduğunu göstermektedir. Bu gelişmeler tüm Avrupa´nın geleceği için umut vericidir.

    Bir zamanlar karşılıklı güvensizliğin egemen olduğu bu bölgede Güneydoğu Avrupa Çokuluslu Barış Gücü gibi geçmişte hayal dahi edilemeyecek bir barış düzeneği işlerliğe kavuşturulmuştur. Güneydoğu Avrupa Ülkeleri İşbirliği Süreci, bölgenin bütünleşmesi yönünde önemli bir işlev görmektedir. Bugün temel amacımız, bölge ülkelerinin her alanda ortak çıkarlarına hizmet edecek ve onları Avrupa´nın yeni yapılanmalarına bağlayacak çok taraflı işbirliği ortamının güçlendirilmesidir.
    Güneydoğu Avrupa ülkelerinin yıllarca süren savaş, istikrarsızlık ve sıkıntı döneminin ardından NATO ve Avrupa Birliği gibi temel Avrupa yapılanmaları içinde yer alma isteklerini haklı buluyor ve destekliyoruz.

    Önümüzdeki Kasım ayında yapılacak Prag Zirvesinde NATO´nun Güneydoğu Avrupa´ya genişlemesini sağlayacak tarihsel bir adım atılacağını umuyoruz.
    Komşumuz Bulgaristan´ın Romanya´yla birlikte NATO´ya üyeliğinin, Güneydoğu Avrupa´nın istikrarı yönünden büyük önem taşıdığını düşünüyoruz. Biz bu anlayışla başından beri bu komşularımızın NATO´ya üyelik çabalarını destekledik ve Avrupa Birliği´ne üyelik ereğini de onlarla paylaştık.

    Komşumuz Yunanistan´la da ikili sorunlarımızı çözüme kavuşturup iyi komşuluk ilişkilerimizi geliştirmek ve barış, dostluk ve işbirliği yönünde kapsamlı adımlar atmak istiyoruz.

    Bu nedenle Yunanistan´la aramızdaki sorunların diyalog yoluyla çözülmesine ilişkin tutumumuzu sürdürmekteyiz. Kişisel umudum, gelecekte Avrupa Birliği içinde aynı değer ve ülküleri paylaşan üyeler olarak Türkiye ile Yunanistan arasında bugün ilişkilerin gelişmesini engelleyen kimi sorunların ikili sorun olma niteliğini yitirebileceği yönündedir.

    Avrupa´nın her alanda bütünleşme içine girdiği bir dönemde iki ülke arasındaki ilişkilerin de yeni ve çağdaş bir yaklaşımla geliştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

    Türkiye´nin Avrupa´ya çıkış yolu üzerindeki Balkanlar bölgesinin, Türkiye´nin çevresinde oluşturulması temel ereğimiz olan dostluk ve işbirliği kuşağının önemli bir parçası olmasını diliyoruz.

    Değerli Konuklar,

    Eşsiz tarihsel zenginlikleri, kültürel mirası ve doğal güzellikleriyle büyüleyici bir atmosfere sahip olan Edirne, bu özellikleriyle gelecek kuşaklara aktaracağımız önemli varlıklarımızdandır.

    Edirne sahip olduğu kültürel mirasla geçmişi kucaklayan, üniversitesi, dinamik nüfusu ve çağdaş kimliği ile geleceğe güvenle bakan, yalnız ülkemizin değil dünyanın seçkin kentlerinden biridir.

    Tarih boyunca birçok unvanlar alan, başkent olan ve önemli olaylara tanıklık eden Edirne, her dönemde Türkiye´nin Batıya ve gelişmeye dönük yüzünün simgesi olmuştur.

    Tarihi Kentler Birliği´nin girişimleri kapsamında Balkanlardaki komşularımızla kültürel işbirliğinin geliştirilmesi, bölgesel barış arayışlarını güçlendirecek, ortak bir tarihe sahip bölge insanlarının geleceğe güvenle bakmalarını sağlayacaktır.

    Balkanlarla Anadolu arasında kültür köprüsü olan Edirne, bu geniş coğrafyada kültür akışını sağlayarak, yüzyıllardır süren barış ortamının hoşgörü merkezlerinden biri durumuna gelmiştir.

    Değerli Konuklar,

    Edirne´nin bu tarihsel ve stratejik konumu, kente sorumluluklar yüklemektedir. Bölgesel dayanışma ve işbirliğinin sağlanmasında, Edirne önemli bir görev üstlenebilir. Tarihi Kentler Birliği´nin Edirne toplantısının, bu düşüncenin yaşama geçirilmesi için somut bir adım oluşturacağına inanıyorum.

    Tarihi Kentler Birliği´nin Avrupa Tarihi Kentler Birliği´ne üye oluşunu olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyorum. Birliğin güçlenerek gelişmesinde emeği olanları kutluyorum.

    Zengin birikimimizin böyle duyarlı yaklaşımlarla sonsuza kadar yaşatılması, insanlığın tüm kültürlere saygı gösteren, uygarlıkların tarihsel yapıtlarına sahip çıkan, demokrasiyi özümseyen barışçı bir kimliğe ulaşması dileğiyle, hepinize saygılar sunuyorum.”

     



Sergi Açılışı ve Kent Gezisi
Deveci Han Sergisi ya da Kars´tan bu yana alınan yol…

Son derece çağdaş donanımlı fakat tarihi mimari özelliklerini yitirmeden restore edilmiş Deveci Han´da Edirne, Kars, Ağırnas, Kula, Yalvaç, İzmir, Tokat gibi Birlik üyelerinden bazılarının Kars´taki ilk toplantıdan bu yana aldıkları yolu sergileyen çalışmalar Cumhurbaşkanı´nın haklı takdirini kazandı.
   

Sergide ayrıca Edirne folklor ve el sanatlarına da yer verilmişti. “Edirnekari” ahşap süsleme, misk sabunları, meşhur badem ezmesi ve deva-yi misk, “görüşe sunulan” ögelerdendi. “642. Kırkpınar Hanımağası” Zübeyde Kavraz da özel olarak hazırlattığı geleneksel giysisi üzerinde olduğu halde sergiye katılmıştı:

   

Ardında kendisini izleyen “basın ordusu” ile Her standın önünde ayrı ayrı durarak bilgi alan Cumhurbaşkanı, bu arada komşu ülkelerden gelen konuklarla da tanıştı…

  

“Odeon” klasik müzik ekibi, Deveci Han´da da çalıyordu:
 

Sayın Cumhurbaşkanı daha sonra kent içinde kısa bir geziye çıktı…
Soldan sağa: Edirne Valisi Fahri Yücel, İçişleri Bakanı Muzaffer Ecemiş, Cumhurbaşkanı ve Genel Sekreteri Kemal Nehrozoğlu, Edirne Belediye Başkanı Cengiz Varnatopu ve Tarihi Kentler Birliği kurucularından ÇEKÜL Vakfı Başkanı Prof. Dr. Metin Sözen

C.Baskaninin kent gezisi_Bu fotografin kullanım haklari CHAnin olup kopyalanmasi suctur!
Bu fotografı burada kullanmamıza izin verdikleri için CHA ve Sayın M. Sakin´e içten teşekkürle!


Birinci gün, gece…

14 Eylül akşamı, Meriç nehri üzerinde akşam yemeği ve Edirne´li gençlerin folklor gösterisi ile yorgunluklar atılmaya çalışıldı…

  


TARİH: 18.Ağustos.2002

Başa Dön